6/11/2009 · Kategori: TURKIYE ISTANBUL

İSTANBUL

İSTANBUL

İl Trafik No: 34

Nüfus: 10.018.735 (2000)

Yüzölçümü: 5.712 km²

"Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer." Bir koluyla Asya'ya, diğeriyle Avrupa'ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.

Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.

Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin sulieti başdöndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul'un sembolü haline gelen, dekorasyonunda 


kullanılan mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye anılan Sultanahmet Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinien zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa'yı, Hz. Meryem'i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.

Marmara'ya ve Boğaz'a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı'da Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.

Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.

Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul'da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan'ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.

İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim... Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.

Boğaz'da bir vapur gezisi, unutulmaz anılarınız arasına girecektir. Boğaz'ın iki yakasında sıralanan her birinden ayrı bir sevda masalının sulara yansıdığı asude ve emsalsiz yalılar, 20. yüzyılda yapılan lüks villalar, Dolmabahçe, Göksu ve Beylerbeyi Sarayları, Rumeli ve Anadolu Hisarları, balıkçı köylerinden kalma izler, lokantalar, çay bahçeleri, parklar, gece kulüpleri sizi büyüleyebilir. Aynı günde Karadeniz'in vahşi sahillerinde denize girip ardından Marmara'nın sakin kıyılarında bir çay bahçesinde bir fincan kahvenizi yudumlarken belki de tarihe geçecek anılarınızı kaleme alabilirsiniz.

Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul'u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.

İLÇELER

Adalar, Bakırköy, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüb, Fatih, Gazi Osman Paşa, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Küçükçekmece, Pendik, Sarıyer, Şişli, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Esenler, Güngören, Maltepe, Sultanbeyli, Tuzla.

 

 

ÖNEMLİ SEMTLER

Boğaz

 Avrupa ve Asya'yı ayıran Boğaz'da Karadeniz'e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan İstanbul ziyareti tamamlanmış sayılamaz. Büyük bir ihtişam ve saf bir güzellik yansıtan kıyıları geçmiş ve günümüzün karmasıdır. Yalıların yanında modern oteller, taştan hisarların yanı başında rustik saraylar ve küçük balıkçı köylerinin hatırasını taşıyan semtlerde şık yapılar... Boğaz'ı görmenin en iyi yolu kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine binmektir. Eminönü'nden başlayan gezi sanki bir bayramda akraba ziyaret ediyormuş gibi sırayla Boğazın Asya ve Avrupa kıyılarına uğranarak devam eder. Gezi, aşağı yukarı 6 saat sürmektedir. Eğer gezi özel bir biçimde gerçekleştirilmek istenirse, bu konuda gece veya gündüz kısa düzenlemeler yapan ihtisaslaşmış acentalara başvurulabilinir.

Haliç: Uzun ve dar, boynuz biçimindeki Haliç İstanbul'un Avrupa tarafını bölmektedir. Dünyanın en tabii limanlarından biri olduğundan Bizans ve Osmanlı donanmaları ve ticari gemicilikle ilgilenenler burada toplanmışlardır. Gurup vakti suyun altın rengini aldığı bu yerin kıyıları bugün hoş parklarla ve yürüme alanlarıyla çevrilidir. Haliç'in ortasına doğru gidildiğinde yer alan Fener ve Balat semtlerinde, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma ahşap evler, kiliseler ve sinagoglarla dolu sokaklar bulunmaktadır. Ortodoks Patriği de burada oturmaktadır. Biraz yukarıdaki Eyüp, Osmanlı mimarisinde oymacılığın yansıdığı bir yerdir.

Tepelerin yamaçlarını yer yer koyu selvilerin bulunduğu mezarlıklar kaplamaktadır. Dualarının kabul göreceğine inananlar buradaki Eyüp Türbesini ziyaret ederler. Bu tarafa bakan tepedeki Pierre Loti Kahvesi manzaranın keyfine varmak için mükemmel bir mekandır.

Beyoğlu Ve Taksim

 Beyoğlu yapıldığı devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa tesirli mimari mirasıyla görülmeye değer bir semttir. Avrupa'nın ikinci eski metrosu Tünel halen en kısa metro unvanını korumaktadır. Metro ile kulesi bir sembol haline gelen Galata bölgesine geçmek mümkündür. Tünelin üst ucu Istiklal Caddesinin başlangıcıdır. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrilidir. Tünelin üst kısmında, İstiklal Caddesinin başlangıcındaki Divan Edebiyati Müzesi (Mevlevi Tekkesi - 18. yy. eseri) güzel bir yapıdır. Caddenin iki yanında birbirinden meşhur mekanlar vardır. Bir yanda Galatasaray Lisesi, karşı sırada rengarek, otantik restoranları ve Balık Pazarını içine alan Çiçek Pasajı... Sonra cadde boyunca sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri... Taksim meydanına ulaşan cadde eski parlak, hareketli, daima kalabalık gün ve gecelerine yeniden kavuşmuştur.

Türk'ün Kurtuluş Savaşını, Atatürk ve arkadaşlarını sembolize eden, göz okşayan abide Taksim meydanını süslemektedir. Yeni metronun ana terminali meydanın altında, Atatürk Kültür Merkezi de kuzeyde yer almaktadir. Beş yıldızlı Hyatt ve Intercontinental Otelleri Taksim Parkındadır, Istanbul Hilton Oteli de buradadır. Sınıfında Türkiye'de yapılan ilk otel olan Hilton (1955) halen en meşhur ve en iyi olma özelliğini korumaktadır. Radyo Evi, türünün en zenginlerinden olan Istanbul Askeri Müzesi, Lütfü Kırdar Kongre Sarayı, Açık Hava Tiyatrosu da bu civardadır.

Sultanahmet

 Tarihi yarımadanın batı ucunda yer alan semtte farklı İmparatorlukların önemli dini, idari ve sivil yapıları yer almaktadır. Tarihi Sultanahmet meydanının etrafı Ayasofya, Haseki Hürrem Hamamı, Sultanahmet Camii, Hippodrome, Dikilitaşla gibi tarihi eserlerle çevrilidir.

Ortaköy

 Boğazın en güzel yerine tahtlanan, zamanında padişahların sayfiye yeri olan Ortaköy Osmanlı Dönemi'nden beri ilgi çeken bir yerleşim merkezidir. Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye, Princess Oteli, ve cami kilise ve sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy, çarşısı ve içindeki seyyar "entel pazarı", hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla İstanbulun önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisidir.

 

Sarıyer

 Tarabya'dan sonraki virajdan Boğaziçi'nin Karadeniz'e kavuşması ilk defa görünür. Buradan Sarıyer semti içlerine kadar elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları sıralıdır. Büyükdere'den ayrılan dar bir yol orman içlerini aşarak, bentleri geçerek Karadeniz sahillerine, meşhur Kilyos plajlarına ulaşır.

Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavaği vapur seferleri ile Boğazı gezenlerin Avrupa yakasındaki son iskeleleridir. Balık lokantaları ile şöhretli her iki komşu semt ve karşı kıyıda bulunan Anadolu Kavağı tatil günleri çok kalabalık olur.

Boğaziçi bu yerleşimleri geçtikten sonra sadece yeşil koruluklarla örtülü yamaçlara sahiptir. Her iki kıyıda son yerleşimler Karadeniz'e komşu Anadolu ve Rumeli Fenerleri ile balıkçı köyleridir.

Üsküdar

Üsküdar, Kız Kulesi ile bütünleşen bir semttir. Karşıya, Avrupa'ya geçişin iskelesidir. Meydandaki 16. yüzyıl camileri, ortadaki abidevi çeşme, sahildeki minyatür Şemsi Paşa Cami ve Medresesi Türk sanatının güzel örnekleridir. Tarihi Karacaahmet Mezarlığı ve daha ilerideki büyük ve küçük Çamlıca tepeleri Üsküdarın sırtlarında bulunur. Tepeler çamlıklarla örtülü olup, Adaların ve Boğazın kuş bakışı manzaralarına hakimdir.

Kadıköy

Marmara sahillerindeki güzel Kadıköy'de tarihi yapı bulunmaz. Istanbul'un son yüzyılda hızla gelişen semtlerinden biridir. Antik Kahlkedon yerleşim biriminde sonraları bir çok manastır inşaa edilmişti. M.S. 5. yüzyıl Hıristiyanlık dünyası önemli konsül toplantıları burada yapılmıştı. Eski bahçeli malikanelerin çok azı zamanımıza gelebilmiştir. Yat Kulüpleri, marinalar, geniş caddeler, Kadıköy sahilleri boyu uzanır.

Fenerbahçe güzel bir gezinti yeridir. Meşhur Bağdat Caddesi de alışveriş imkanları ile ünlüdür. 1908 yılında tamamlanan Prusya mimari üslubundaki Haydarpaşa Tren İstasyonu, Üsküdar çıkışındadır. İstasyon Bağdat demiryolunun ilk (veya son) duraği idi. Yandaki yamaçta Kırım Savaşında hayatlarını kaybeden Ingiliz ve Fransız askerlerinin mezarları ve abideleri, büyük askeri hastanenin yanında bulunmaktadır.

Ticari liman tesisleri arkasındaki tepelere yerleşmiş iki büyük bina vardır. Saat kuleli olan eski Haydarpaşa Lisesi, şimdi üniversitedir. Diğeri, büyük ve 4 kuleli olan Selimiye Kışlasıdır (19. yy). Kırım Savaşı sırasında buradaki yaralılara hemşirelik yapan Florence Nightingale anısına kaldığı oda o günlerdeki gibi korunmaktadır.

Şile

Üsküdar'dan 50 km. mesafedeki şirin ve güzel turistik kasaba Karadeniz sahillerindedir. Kısmen tamamlanmış otoyolu ve sonrası ormanları aşan viraj yol ile geniş ve meşhur Şile plajlarına ulaşılır. Balıkçı barınaği, Ceneviz kale kalıntısı ve şöhretli feneri görülmeye değer yerlerdir. Batıda plajlar, kasabanın doğusunda da bir sıra küçük kumsal koy uzanır. Yaz aylan hareketli ve kalabalık geçer, bol sayıda pansiyon ve oteller mevcuttur.

Adalar

Prens Adaları adı ile de bilinen Istanbul Adaları, Marmara Denizinde, şehre bir saat kadar yakınlıkta 8 adadır. Haliç girişi ve Kabataş Iskelelerinden kalkan vapur veya deniz otobüsleri dört adaya muntazam seferler yaparlar.

Bizans devrinde manastırların kurulduğu Adalar, saray mensuplarına yazlık veya sürgün yeri olmuş; Heybeliada'da Bizans'ın son yapısı, Meryem Ana'ya ithaf edilmiş küçük kilise, Deniz Lisesi üst binası avlusunda bulunur.

19. yüzyıl başlarında servise giren buharlı vapurlar ile Adalar'a ulaşım kolaylaşmış, okullar ve oteller de inşa edilince nüfus artışı başlamıştır. Büyükçe olan, yan yana sıralı dört ada yazlık evler, villalar, çamlık korularla kaplı olup, plaj ve piknik yöreleri ile ünlüdürler. Mayıs ayından eylül sonuna kadar kalabalıklaşan Adalar diğer zamanlarda tenhadır. Yerleşim bölgelerinin iskelelere yakın çevrelerde, şehre bakan yönde geliştiği, tepeleri çamlıklarla örtülü ada yollarının tek vasıtası faytonlardır. Mevsim boyu, bilhassa tatil günlerinde koylar ve plajlar özel yat ve motorların, yelkenli teknelerin çekici duraklarıdır.

Her adada bulunan Yelken ve Su Sporlan kulüplerinin ilki ve meşhuru Burgaz Adasındadır. Hikaye yazarı Salt Faik Abasiyanık adada yaşamış, yaşadığı ev müzeye çevrilmiş ve uğrağı, gün batımı ile şöhretli Kalpazan Kaya mahalli meşhur bir kahve olmuştur.

Heybeli yönünde, şeklinden dolayı adlandırılmış, Kaşık Adası yer alır. Heybeli Ada'nın ikiz tepeleri arasında Deniz Lisesi üst binası bulunurken, öndeki diğer tepe üzerinde, çamlık içerisinde, Rum Ruhban Okulu ilk görülen büyük yapılardır. Ada iskelesi yanında Deniz Lisesi sahil boyu uzanır. Lokanta ve çayhaneler diğer yöndedir. Yerleşim alanlarının arka cephesinde çok güzel bir koy ile, Kaşık Adası'na bakan tarafta halk plajı ve Deniz Kulübü tesisleri ile arkasında meşhur Değirmen Burnu piknik alanı bulunur. Tepeleri çevreleyen yollarda, çamlar içerisinde güzel ve manzaralı yürüyüş güzergahlan adayı dolanır. Ada okullar ve sanatoryum tesislerinden dolayı kış aylannda da nispeten hareketlidir.

Takım Adaların en büyüğü ve meşhuru Büyük Ada'dır. Fayton turu ile etrafı iki saate yakın bir sürede dolaşabilirsiniz. Ancak bir saatte dolaşılan yarım tur daha enteresandır. Halk plajlarından Heybeli Ada yönündeki Yörük Plajı şahane bir koyda bulunmaktadir. Dil Burnu mesire alanı tercih edilen güzel bir yerdir. Iskele civarı kalabalık yerleşim bölgesinin aksine adanın güney tarafı ıssızdır. Buralardaki koylar teknelerin ziyaret yerleridir. Adanın üst sırtlarında harap halde bulunan 19. yüzyıl yapısı eski oteli, belki dünyadaki en büyük ahşap yapı, ihya edileceği zamanın özlemi ile ayakta durmaya çabalamaktadır. Büyük Ada iskele civarı lokantaları, çayhaneleri ve dükkanları ile renkli ve hareketlidir. Yaz aylarında servis veren dört oteli vardır. Güzel evler, bakımlı bahçeler eşsiz manzaralar adaları gezenlerde unutulmaz anlar bırakır. Sonraki Sedef Adası sakinlerinin dışında gelenlere plajı ile açıktır.

ÇEVRESİ

İstanbul'un dışından 25. km.de, Karadeniz'in Avrupa kıyısında Kilyos'un geniş kumsalları yaz aylarında İstanbulluları çekmektedir. Karadeniz'den içeride, Avrupa kıyısındaki Belgrad Ormanı İstanbul'un çevresindeki en geniş ormandır. İstanbullular, hafta sonlarında, gölgeliklerinde, mangallı aile piknikleri yapmak amacıyla arabalarıyla buraya giderler. Yöredeki 7 adet eski su deposu ve bazı doğal kaynaklar farklı bir atmosfer oluşturur. Osmanlı su kemerlerinden 16.'ncı yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan Moğlova Su Kemeri en muhteşemidir. Golf Kulübü'nün üzerinden geçen yine Sinan'ın eseri 800 m. uzunluğundaki Sultan Süleyman Su Kemeri Türkiye'deki su kemerlerinin en uzunlarından biridir.

İstanbul'dan 25 km. uzaklıktaki Polonezköy, 19'uncu yüzyılda Polonyalı göçmenler tarafından Asya kıyısında kurulmuştur. Köy atmosferi içinde yürüyüşler, atlı gezintiler yapmak, buraya ilk gelenlerin yakınlarınca sunulan geleneksel Polonya yemeklerinden tatmak için Polonezköy, İstanbulluların uğrak yeridir. Üsküdar'a 70 km. uzaklıkta Karadeniz kıyısındaki Şile'nin kumsalları, restoranları ve otelleri burayı İstanbul'un en hoş tatil mekanlarından biri haline getirmektedir. Turistik açıdan popüler olan yöre, tanınmış Şile bezinin üretildiği yerdir.

Bayramoğlu - Darıca Kuş Cenneti ve Botanik Parkı İstanbul'un 38 km uzağında eşsiz bir dinlenme yeridir. Yaya yürüyüş yolları, restoranları ile bu devasa park dünyanın farklı bölgelerinden gelen kuş çeşitleri ve bitkilerle doludur.

Marmara Denizi'ndeki günlük seyirlerinden sonra yatçıların marinasına yanaşabildiği şirin Eskihisar balıkçı kasabası İstanbul'un güneydoğusundadır. Türkiye'nin 19'uncu yüzyıl büyük ressamı Osman Hamdi Bey'in kasabadaki evi müzeye dönüştürülmüştür. Eskihisar ve Gebze arasında yer alan Anibal'ın mezarı bir Bizans kalesi çevresindeki sitlerdendir.

İstanbul'dan 65 km. mesafedeki popüler tatil yeri Silivri'de birçok İstanbullunun yazlık evi bulunmaktadır. Burası harika restoranları, spor ve sağlık merkezleri ile büyük bir tatil yeridir. Konferans merkezi de iş - tatil karışımı faaliyetleri ve "kültür turizmi" için şehrin hızlı temposundan kaçan iş adamlarını çekmektedir. Tarifeli deniz otobüsü servisi İstanbul'u Silivri'ye bağlamaktadır.

Dokuz ada ile bezeli Marmara Denizi'ndeki adalar Bizanslı prenslerin sürgün yeriydi. Bugün artık varlıklı İstanbulluların yaz aylarında serin meltemlerine ve 19'uncu yüzyıl şık evlerine kaçtıkları mekanlardır. Adaların en büyüğü Büyükada'dır. Çam ağaçları arasında harika bir fayton gezisi yapabilir veya adanın çevresindeki sayısız küçük koylardan birinde denize girebilirsiniz!

Diğer popüler adalar Kınalı, Sedef, Burgaz ve Heybeliada'dır. Muntazam araba vapuru seferleri adaları her iki Avrupa ve Asya kıyılarına bağlamaktadır. Yazın Kabataş'tan hızlı deniz otobüsü servisi vardır.

 

COĞRAFYA

 

İstanbul, Avrupa ile Asya kıtaları arasında köprü görevi gören, bunların birbirine en çok yaklaştığı iki uç üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Bu uçlar Avrupa kıtasında Çatalca, Asya kıtasında ise Kocaeli; güneyden Marmara ve Bursa, güneybatıdan Tekirdağ ve kuzeybatıdan Kırklareli ile çevrilidir. Şehrin adını aldığı ve Haliç ile Marmara arasında kalan yarımada üzerinde bulunan asıl İstanbul 253 km², bütünü ise 5712 km² 'dir. Marmara denizindeki Adalar da İstanbul iline dahildir.

 

İstanbul çevresinin bitki örtüsü, Akdeniz iklimi bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki türü makidir. Bu bitkiler uzun ve kurak bir yaz mevsimine kendini uydurmuştur. Fakat iklimin özelliği dolayısı ile tepeler çıplak değildir. Yer yer görülen ormanlık alanların en önemlisi kentin 20 km. kuzeyindeki Belgrad Ormanı'dır. İstanbul ilinde büyük akarsu yoktur. En büyük akarsu, aynı zamanda Kocaeli Yarımadası'nın da en büyük suyu olan Riva çayıdır. 71 km. olan Riva Çayı, kaynaklarını Kocaeli ilinden alır ve güneydoğu kuzeybatı yönünde akarak Riva köyü yakınlarında Karadeniz'e dökülür. Boğaza dökülen suların en önemlileri Küçüksu ve Göksu dereleridir. Bunlardan başka Haliç 'e dökülen Kağıthane ve Alibey Dereleri, Küçükçekmece Gölüne dökülen Sazlıdere, Büyükçekmece Gölüne dökülen Karasu Deresi, Terkos Gölüne dökülen Trança Deresi, İstanbul İlinin belli başlı akarsularıdır. İlde küçük fakat önemli üç göl vardır. Bunların üçü de Avrupa yakasındadır. Denizden ayrılmış olan Terkos Gölünün suyu tatlıdır.

Kentin suyu buradan sağlanır. Marmara Denizi kıyısında bulunan Küçükçekmece (11 km²) ve Büyükçekmece (16 km²) Göllerinin suları denizle temasları olduğu için tuzludur. Yaz ayları genellikle sıcak geçen, kış aylan bölgeyi etkisi altına alan sistemlere bağlı olarak fazla soğuk geçmeyen İstanbul, Akdeniz ikliminin özelliklerini taşıyor görünse de, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nın etkisiyle farklı özellikler taşır. Kış aylarında Karadeniz'den gelen soğuk-kuru hava kütlesi ile Balkanlardan gelen soğuk-yağışlı hava kütlesinin özellikle Akdeniz'den gelen ılık ve yağışlı güneyli hava kütlelerinin etkisi altındadır. Bütün ilde Karadeniz'in soğukça yağışlı (poyrazlı) havasıyla Akdeniz'in ılık (lodoslu) havası birbirini izler. İlde yaz-kış, gece-gündüz arasında büyük ısı farkları görülmez.

 

TARİHİ

Her ne kadar tarihi şehirde daha erken buluntulara rastlanmamış ise de; kentin Haliç bölgesinde ve Asya kısmında yapılan kazılarda ele geçen buluntular bölgedeki ilk yerleşimin MÖ 3 Bin yıllarına dayandığını göstermektedir. Byzantion olarak anılan kentin Akropolü bugünkü Topkapı Sarayının bulunduğu alanda yer almaktaydı. Haliç, günümüzde de kullanılmakta olan sakin bir limana sahiptir. Buradan başlayan kuvvetli bir sur şehri çevreleyerek Marmara Denizi'ne ulaşırdı. Byzantion, bir liman ve ticaret şehri olarak Roma Imparatorluğu döneminde de yaşamını sürdürürken, M.S. 191 yılında başlayan ve iki yılı aşan bir kuşatmadan sonra Roma Imparatoru Septimus Severius tarafından fethedilerek yerle bir edilmiştir. Aynı Imparator tarafından sonradan baştan inşa edilen şehir genişletilmiş ve yeniden donatılmıştır.

M.S. 4. yüzyılda Roma İmpatorluğu çok genişlemiş, İstanbul stratejik konumundan dolayı İmparator Büyük Konstantin tarafından Romanın yerine yeni başkent olarak seçilmiştir. Kent 6 yılı aşkın bir sürede yeniden düzenlenmiş, surlar genişletilmiş, bir çok tapınak, resmi binalar, saraylar, hamamlar ve hipodrom inşa edilmiştir. 330 yılında yapılan büyük merasimlerle kentin Roma Imparatorluğunun başkenti olduğu resmen açıklanmıştır. Yakın çağın başladığı dönemde Ikinci Roma ve Yeni Roma adları ile anılan kent, daha sonra "Byzantion" ve geç devirlerde Konstantinopolis olarak adlandırılmıştır. Halk arasında ise kentin adı tarih boyunca "Polis" olarak anıla gelmiştir.

Büyük Konstantin'den sonraki imparatorların şehri güzelleştirme çabalarının devam ettiği görülür. Kentteki ilk kiliseler de Konstantin'den sonra inşa edilmiştir. Batı Roma Imparatorluğunun 5. yüzyılda çökmesi nedeniyle İstanbul uzun seneler Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) başkenti olmuştur. Bizans döneminde yeniden inşa edilen kent surlarla tekrar genişletilmiştir. Günümüzdeki 6492 m. uzunluğundaki ihtişamlı şehir surları İmparator Il. Theodosius tarafından yaptırılmıştır. 6. yüzyılda nüfusu yarım milyonu aşan kentte, İmparator Justinyen idaresinde bir altın çağ daha yaşanmıştır. Günümüze gelen meşhur Ayasofya, bu İmparatorun eseridir. Bizans İmparatorluğu ve başkent İstanbul'un sonraki tarihi, saray ve kilise entrikaları, İran ve Arap saldırıları ve sık değişen imparator sülalelerinin kanlı kavgaları ile doludur.

726-842 yılları arasında kara bir devir olan Latin egemenliği, 4. Haçlı seferinin 1204 yılında şehri istilası ile başlamış, tüm kilise ve manastırlar ile abidelere kadar şehir yıllar boyu talan edilmiştir. 1261'de idaresi tekrar Bizanslıların eline geçen kent eski zenginliğine tekrar kavuşamamıştir. Kent, 53 günlük bir kuşatma sonrası 1453'te Türklerin eline geçmiştir.

Fatih Sultan Mehmet'in savaş tarihinde ilk defa kullanılan iri boyutlardaki topları Istanbul surlarının aşılmasının bir sebebidir. Osmanlı Imparatorluğunun başkenti buraya taşınmış, ülkenin çeşitli yerlerinden getirilen göçmenlerle şehir nüfusu arttırılmış, boş ve harap olan şehrin imar çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin eski halkına din hürriyeti ve sosyal haklar tanıyarak, yaşamlarını sürdürmeleri sağlanmıştır. Fatihin tanıdığı haklardan dolayı Hıristiyan Ortodoks Kilisesinin başı olan Patrikhane günümüze kadar yerinde kalmıştır. Fetihten yüzyıl sonra da Türk Sanatı şehre damgasını vurmuş, kubbeler ve minareler şehir siluetine hakim olmuştur.16. yüzyıldan itibaren de Osmanlı Sultanlarının Halife olmalarından ötürü Istanbul tüm Islam dünyasının da merkezi olmuştur.

Sultanların idaresinde şehir tamamen imar edilmiş, büyüleyici bir atmosfere bürünmüştür. Bu devirdeki İstanbul tarihinin renkli sayfalarında, geniş bölgeleri tahrip eden, sık sık çıkan yangınlar vardır. Eski akropolde kurulu Sultan Sarayı Boğaziçi'nin ve Haliç'in eşsiz manzarasına hakimdir. 19. yüzyıldan itibaren Batı dünyası ile sıklaşan temaslar sonrası, camiler ve saraylar, Avrupa mimarisi tarzında, Boğaziçi kıyılarına inşa edilmeye başlanmıştır. Kısa sürede inşa edilen bir çok saray çöküş devrinin de sembolleridir. Istanbul, bir diğer dünya imparatorluğunun sona ermesine I. Dünya Savaşının bitişine şahit olmuştur.

Imparatorluk bölünmüş, iç ve diş düşmanlar kendi payları için mücadele ederken, Türk ordusunun asil bir komutanı da Türk ulusu için mücadeleye girişmiştir. Mustafa Kemal ismindeki bu milli kahraman, 4 yılı aşan Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye Cumhuriyetini 1923 yılında kurmuştur. Başkentin Ankara'ya taşınması Istanbul'un önemini değiştirmemiştir. Bu eşsiz şehir büyüleyici görünümü ile yaşamını devam ettirmektedir.

Müzeler ve Örenyerleri

İstanbul Arkeoloji Müzesi



T.C Kültür Bakanlığı , Anıtlar ve  Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü Sultanahmet Semti'ndeki Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayı Müzesi'ne çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu üzerindedir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Arkeoloji Müzesi, Eski Sark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç müzeden oluşmaktadır .

19. yüzyıl sonlarında ünlü ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891'de ziyarete açılmıştır. “İlk Türk Müzesi” olarak taşıdığı önemin yanı sıra dünyada müze olarak inşa edilmiş az sayıdaki müze binası arasında yer almasıyla da büyük önem ve ayrıcalığa sahiptir. Çeşitli kültüre ait bir milyonu aşkın eseriyle bugün de dünyanın en büyük müzeleri arasındaki seçkin yerini korumaktadır.

Müze koleksiyonları arasında Balkanlar'dan Afrika'ya, Anadolu ve Mezopotamya'dan Arap Yarımadası'na ve Afganistan'a kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer alan bölgelerden değişik uygarlıklara ait zengin ve çok önemli eserleri barındırmaktadır.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Arkeoloji Müzesi iki ayrı binadan oluşmaktadır ;

I ) ANA BiNA (ESKi BiNA)

Osman Hamdi Bey tarafından 1891 yılında yapımına başlanmış, 1902 ve 1908 yıllarındaki ilavelerle bugünkü durumuma gelmiştir. Mimari Alexadre Vallaury’dir. Binanın dış cephesi İskender Lahti ve Ağlayan Kadınlar lahitlerinden esinlenerek yapılmıştır. İstanbul’daki Neoklasik  yapıların güzel bir örneğidir.

İki katlı binanın üst katında küçük boyutlu tas eserler, çanak çömlekler, pişmiş toprak heykelcikler, Hazine Bölümü ve yaklaşık 800.000 sikke, mühür, nisan, madalya ve sikke kalıplarının bulunduğu Gayri İslami ve İslami Sikke Kabineleri ile 70.000 civarında kitabi bulunan kütüphane yer almaktadır.

Binanın alt kat salonlarında; İskender lahti , Ağlayan Kadınlar Lahti, Satrap Lahti, Lykia Lahti, Tabnit Lahti gibi Sayda kral mezarlarında bulunan ünlü lahidler sergilenmektedir .

Lahitler sergilemesinin yani sıra, önemli antik kent ve bölgelerden gelen heykel ve kabartmaların yer aldığı Antik Çağ heykelciliği sergilemesi de alt katta bulunmaktadır.Bu sergilemede Arkaik Dönemden Bizans Dönemine kadar olan heykel sanatı gelişimi kronolojik sıralama içinde en seçkin örneklerle verilmektedir .

II ) EK BİNA ( YENİ BİNA )

Ana binanın güneydoğu bitişiğinde yer alan ek bina 6 katlidir. Zemin altındaki iki katta depolar yer almaktadır.

Binanın dört katı ise sergileme salonu olarak düzenlenmiştir. Binanın 1. katında "Çağlar boyu İstanbul", 2.katında "Çağlar boyu Anadolu ve Troia" ile en üst katta "Anadolu'nun Çevre Kültürleri; Kıbrıs, Suriye - Filistin" sergileme salonları bulunmaktadır . Ek binanın giriş katında ise Çocuk Müzesi ile mimari eserler sergilemesi yer almaktadır. Ağustos 1998'de ziyarete açılan Thrakia-Bithynia ve Bizans sergileme salonu "İstanbul'un Çevre Kültürleri" adi altında giriş katinin hemen altındaki kotta gezilebilmektedir.

Müze 100. kuruluş yıldönümü olan 1991 yılında alt kat salonlarında yapılan yeni düzenleme ve ek bina sergilemesi ile Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nü almıştır .

ESKİ SARK ESERLERİ MÜZESİ

1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından Sanayi-i Nefise (Güzel Sanatlar Okulu) olarak yaptırılan bina 1917-1919 ve 1932-1935 yılları arasında yapılan çalışmalarla müze olarak düzenlenmiştir. 1963 yılında ziyarete kapatılmış olan bina, 1974 yılında iç mekanları değiştirilip yeni bir sergileme ile tekrar ziyarete açılmıştır.

İki katli binanın üst katında Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap eserleri sergilenmektedir Akad Kralı Naramsin'ın steli, Kades Antlaşması ve Zincirli heykeli müzenin ünik eserleri arasında yer almaktadır .

Bu müzede ayrıca 75.000 çivi yazılı belgenin korunduğu "Tablet Arşivi" bulunmaktadır.

ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 tarihinde yaptırılan köşk İstanbul'daki en eski Osmanlı sivil mimarlık örneklerinden birisidir. l875-1891 yılları arasında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kullanılmıştır. l953 yılında Türk ve İslam eserlerinin sergilendiği Fatih Müzesi adi altında ziyarete açilmiş, 1981 yılında konumu nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne devredilmiştir.

Köşkün giriş cephesi tek, arka tarafı ise iki katlidir. Girişte 14 sütunlu mermer bir revak vardır. Giriş eyvanı mozaik çinilerle süslüdür. 6 oda ve bir orta salondan oluşan köşkte Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait çeşitli çini ve seramikler sergilenmektedir . Müze ve depolarında yaklaşık 2000 eser bulunmaktadır.

Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı
Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı bünyesinde;dünyanın en eski bandosu olan Mehter bulunmaktadır.Mehter,müzenin açık olduğu günlerde 15:00-16:00 saatleri arasında iki seans halinde konser vermektedir.Her türlü konferans,panel,sergi, açık oturum gibi kültür,sanat ve bilimsel faaliyetlere açık "Kültür Sitesi" kompleksi yer almaktadır.Sanatçıların resim, fotoğraf gibi eserlerinin sergilendiği sergi salonu bulunmaktadır.

Askeri Müze;dini bayramların birinci günü,yeni yılın ilk günü ile pazartesi ve salı günleri dışında hergün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyarete açıktır.
Askeri Müze;koleksiyonların zenginliği ve çeşidi açısından dünyanın önde gelen eski müzelerinden birisidir.Müzede yaklaşık bin yıllık dönemdeki Türk ve İslam devletleri ile muhtelif Avrupa devletlerine ait kesici ve savunma silahları, ateşli silahlar, toplar, atıcılık silahları tablolar, çadırlar, bayrak ve sancaklar, askeri kıyafetler, madalya ve nişanlar ile diğer etnografik eserler sergilenmektedir.

Atatürk Müzesi
Şişli'de Atatürk'ün oturduğu ev daha sonra onun anısına müzeye dönüştürülmüştür. Kişisel eşyaları sergilenmektedir. 
Ziyarete açık günler : Pazartesi ve Salı hariç her gün açıktır.

AYA İRİNİ (ST. İRENE)

Topkapı Sarayı I. avlusunda yer alan Aya İrini VI. yüzyılda İmparator Iustinianus zamanında inşa edilmiştir. Yapı atrium, narteks, üç nefli naos ve apsisten oluşmaktadır. Malzeme ve mimarisi ile tipik bir Bizans yapısıdır.

1453 yılında İstanbul'un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. Tophane müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşa 1846 yılında Türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk'e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmıştır. Daha sonra bir süre boş kalan yapı onarılmış ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü'ne bağlı bir birim haline getirilmiştir.

Ayasofya Müzesi Müdürlüğü'nün izni ile gezilebilir.

AYASOFYA MÜZESİ 


İstanbul’da yapılmış en büyük Bizans kilisesi olup, aynı yerde üç kez inşaa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise ) adını almış, V. yüzyıldan itibaren ise Hagia Sophia (Kutsal Hikmet) olarak adlandırılmıştır.

I. Kilise İmparator Constantinos ’un (324–337) oğlu imparator Constantios (337–361) tarafından 360 yılında yaptırılmıştır. Bu kilise bazilikal planlı ve ahşap çatılıdır. Kilise 404 yılında İmparator Arcadios’a karşı, çıkan halk ayaklanmasında kısmen yakılmış ve harap olmuştur.

II. Kilise İmparator II. Theodosios (408–450) tarafından Mimar Ruffinos ’a 415 yılında inşaa ettirilmiştir. Bu yapı da yine bazilikal planlı, ahşap çatılı, 5 nefli ve 3 kapılı anıtsal girişli bir yapıdır. II. Ayasofya da İmparator Iustinianos ( 527–565) aleyhine 532 yılında başlayan ve tarihte Nika ayaklanması olarak adlandırılan isyan sonucunda yanmış ve yıkılmıştır.

Bugünkü Ayasofya İmparator Iustinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Miletos’lu (Milet) Isidoros ile Tralles’li (Aydın) Anthemios ’a yaptırılmıştır. Binanın yapımına 23 Şubat 532 tarihinde başlanmış,1000 usta ve 10.000 işçi ile 5 yılda tamamlanmış, 27 Aralık 537 yılında ibadete açılmıştır.

Ayasofya’da VI. yüzyılda yapılan orjinal tavan mozaiklerinin bitkisel ve geometrik motifli olanları günümüze kadar ulaşmış, ancak tasvirli mozaikler ikonaklazma akımının bitiminden sonra yapılmıştır.

Ayasofya Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un 1453 yılında fethi ile birlikte camiye çevrilmiş, çeşitli tarihi belgelerde harap durumda olduğu belirtilen yapı İstanbul’un fethinden sonra hiçbir tahribata uğratılmadığı gibi, yapılan güçlendirme ve onarımlarla günümüze kadar en iyi şekilde korunmuştur. Ayrıca Osmanlı mimari unsurları ile yapılan ilave ve eklerle de kutsal bir mekân ve ibadethane olarak varlığını sürdürmüştür.

Yapının içine XVI. ve XVII. yüzyıllarda minber, mihrap, vaaz kürsüleri, ahşap korkuluklar ilave edilmiştir. Sultan I.Mahmut döneminde kütüphane yaptırılmıştır. Burada yer alan çiniler XVI. yüzyılın seçkin örneklerindendir.

Sultan III. Murat, zamanında minareler, Ayasofya avlusu içerisinde I. Mahmut tarafından şadırvan ve Sıbyan mektebi ve Sultan Abdülmecit döneminde muvakkithane yaptırılmıştır. Ayasofya’nın güney avlusunda III. Murat türbesi, Sultan III. Mehmet türbesi, Sultan II. Selim Türbesi, Şehzadeler Türbesi inşaa edilmiştir. Bizans döneminde Vaftizhane olan yapı ise Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim türbesi haline getirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra kuzey tarafına bir medrese inşa ettirdiği bilinmektedir.

Ayasofya 24 Kasım 1934’ te Mustafa Kemal Atatürk’ün önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye dönüştürülerek 1 Şubat 1935’ te ziyarete açılmıştır.

AYASOFYA MÜZESİ I. MAHMUD KÜTÜPHANESİ


Ayasofya'nın güneyindeki iki payanda arasında yer alır. Türk yapı ve süsleme sanatının ilgi çekici bir eseridir. 1739 yılında I. Sultan Mahmud tarafından yaptırılmıştır. Kütüphane, okuma salonu, Hazine-i Kütüb (kitapların korunduğu oda) ve bu iki bölümün arasındaki koridordan oluşur. Okuma odası, Ayasofya ana mekânından başlıkları baklava dilimli altı sütunun taşıdığı bir camekân ve bunu örten tunç şebeke ile ayrılır. Kütüphaneye girişi sağlayan iki kanatlı kapı da çiçek ve kıvrık dallarla süslü tunç şebeke ile kaplıdır ve "Ya Fettah" oymalı iki kulpu vardır. Okuma odasının duvarları çini ve yazı frizleriyle bezenmiştir. Kapının karşısındaki duvarda Sultan I. Mahmud'un yeşil çinilerle bordürlenmiş somakiden tuğrası yer almaktadır.

Okuma odası ile Hazine-i Kütüb'ü birleştiren koridor, çiçek, gül, karanfil, lale, servi motiflerinin görüldüğü çini panolarla bezelidir. Bu panolar renk ve şekil bakımından eşsizdir.


Hazine-i Kütüb 4 sütun ve bir seki ile birbirinden ayrılan iki mekândan oluşur. Birinci bölüm kubbe, diğeri aynalı tonozla örtülüdür. Kubbe sekiz köşeli bir kasnağa oturtulmuştur. Bu bölümün ortasına ahşap kitap dolabı yerleştirilmiştir. Koridordan bu bölüme girilen kapının iç tarafında Sultan I. Mahmud'un tuğrası ve bunun üstünde 15 beyitlik yapım kitabesi vardır ve şiirin sonuna h. 1152 (1739) tarihi eklenmiştir. Kubbe kasnağını siyah zemine sarı celî ile yazılmış bir yazı, duvarları ise kırmızı zemine altın yaldız talik bir yazı frizi süslemektedir. Ahşap kitap dolabını, kırmızı zemine altın yaldızı, talik yazı ile yazılmış, son beytinde yapım tarihi belirtilen Arapça bir kaside çevrelemektedir. Bu bölümde de duvarlar çiniyle bezelidir.

Kütüphanede 16-17-18. yüzyıllara ait İznik, Kütahya, Tekfur Sarayı çinileri bir arada kullanılmıştır. Hazine-i Kütüb'deki 16. yüzyıl İznik çinileriyle, koridorda aynı yüzyıla ait bahar açmış çiçek dalları kompozisyonu Türk çini sanatının en güzel örnekleridir. Kütüphane tamamlandıktan sonra Sultan I. Mahmud Galata Saray-ı Humayun'daki kitapları buraya göndermiş, ayrıca Topkapı Sarayı Hazine-i Humayun'undaki değerli kitapları da, kendi mühürü ile mühürletip buraya vakfetmiştir. Şeyhülislâm Sadettin Efendi ve devlet ileri gelenlerinin de vakfettiği kitaplar vardır. Kütüphanede yaklaşık 5000 el yazma kitap bulunuyordu. Bu kitaplar, 1969 yılında Süleymaniye Kütüphanesi'ne taşınmıştır.

BÜYÜK SARAY MOZAİKLERİ MÜZESİ

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, Sultanahmet Camii'nin güneyinde, caminin külliyesi olan arasta içerisinde yer almaktadır. Müze, Bizans İmparatorluğu Büyük Sarayı'nın revaklı avlusunun kuzeydoğu bölümünde kısmen sağlam kalmış mozaik döşemeyi içine alacak şekilde yapılmıştır.

M.S. 450–550 yılları arasına tarihlenen Büyük Saray Mozaikleri eşsiz bir ustalıkla işlenmiştir. Fonu teşkil eden beyaz zemin balık pulu tarzında işlenmiştir. Mozaiklerde dini konulara rastlanmaz. Konular günlük hayattan ve doğadan alınmıştır. Bunlar arasında kertenkele yiyen grifon, fil ve aslan mücadelesi, bir kısrağın tayını emzirmesi, kaz güden çocuklar, keçi sağan adam, eşeğine yem veren çocuk, testi taşıyan genç kız, elma yiyen ayılar ve avcı kaplan mücadelesini betimleyen sahneler yer almaktadır.

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, 1953 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne bağlı olarak açılmış, 1979 yılında Ayasofya Müzesi'ne bağlanmıştır.

1982 yılında Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Avusturya Bilimler Akademisi arasında yapılan bir protokol çerçevesinde hazırlanan proje uyarınca, mozaiklerin restorasyonu ve konservasyonu çalışmalarına başlanmış, bu çalışmalar 1997 tarihinde tamamlanmıştır.

Pazartesi dışında her gün 09.00-16.30 saatlerinde gezilebilir.

Sultanahmet-Eminönü/İSTANBUL

Denizcilik Müzesi
Beşiktaş'tadır. Osmanlı denizcilik tarihine ait bir çok ilginç eserler yanında, sultanların Boğazı geçerken kullandıkları "saltanat kayıkları" da sergilenmektedir. 
Ziyarete açık günler : Cumartesi ve Pazar hariç her gün açıktır.

İVAN EDEBİYATI MÜZESİ (GALATA MEVLEVİHANESİ)


1975 yılında müze olarak hizmete açılmış olan Galata Mevlevihanesi diğer adıyla Kulekapı Mevlevihanesi devrinin kültürünü ve sanatını yansıtan kurumlardan biridir. Yüzyıllar boyunca musiki ile bilimi bir arada kaynaştıran mevlevihanelerin Türk kültürüne etkileri büyük olmuştur. Mevlevihanelerin çevresinde toplanan pek çok kişi güzel sanatların pek çok dalında öğrenim görmüş ve bilimsel alanda kendilerinden uzun uzun söz ettirmişlerdir. Beyoğlu semtinde Yüksekkaldırım'a inen yokuşun başında yer alan mevlevihane, İstanbul'un en eski mevlevihanesidir. II. Sultan Beyazıd Devrinin beylerbeyi olan İskender Paşa'nın av çiftliği üzerine 1491 yılında inşa edilmiştir. İlk şeyhi de Mehmed Semâ-i Çelebi'dir. Mevlevihane Sultan III. Mustafa zamanında (1766) yangın geçirmiş ise de aynı sultan zamanında bugün ayakta olan mevlevihane yaptırılmıştır. Bina daha sonraki yıllarda Sultan III.Selim, II. Mahmud ve Abdülmecid zamanlarında onarım görmüştür. Faaliyetini 1925 yılına kadar sürdüren mevlevihane 1967-1972 yılları arasında tekrar onarılmıştır. Külliye halinde inşa edilmiş olan mevlevihane; semahane, derviş hücreleri, şeyh dairesi ve hünkar mahfeli, bacılar kısmı, kütüphane, sebil, muvakkithane, mutfak, türbeler ve hazineden oluşmaktadır.


Semahane

Müze olarak kullanılmakta olan bu ahşap kısmın giriş kapısı üzerinde Sultan Abdülmecid'in tamir kitabesi yer almaktadır ve 1853 tarihini taşımaktadır. Bina sekizgen planlıdır ve 18. yüzyıl Barok üslubunun güzel örneklerinden biridir. Bu bölümde Türk musiki aletleri ile, Mevlevi kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Ahşap kafeslerle ayrılmış olan üst kısmında ise kronolojik sıra ile divan şairlerinin divanları ile mevlevihanede yetişmiş olan Şeyh Galib, İsmail Ankaravî, Esrar ve Fasih Dedeler ile Şair Leylâ Hanım'a ait el yazması eserler yer almaktadır. Şeyh dairesi ve Hünkar mahfeli üst kattadır.

Derviş Hücreleri

Kâgirdir ve yan yana dizilmiş odalardan meydana gelmiştir.

Türbeler

Şeyh Galib Türbesi; 19.yüzyıl başlarında Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kare planlıdır. İçinde mevlevihanede şeyhlik yapmış olan Mehmed Ruhi, Hüseyin, İsa Selim Efendiler ile Mesneviyi ilk şerh eden Şarih-i İsmail Ankaravî ve Şeyh Galib Efendi gömülüdür.

Halet Said Efendi Türbesi; diğer türbe ile aynı tarihte yapılmıştır. Kare planlıdır. İçinde Şeyh Kudretullah, Ataullah efendiler ile Halet Said Efendi ve Ubeydullah Efendi'nin eşi Emine Esma Hanım gömülüdür.

Sebil ve Muvakkithane

Girişin sağında yer almaktadır. Kâgir olan yapı 19.yüzyıl başlarında inşa edilmiştir.


Kütüphane

Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Muvakkithane'nin üst katında yer alır. İçinde 3455 cilt kitap bulunmaktadır.

Hâzire (Mezarlık)

Mevlevihanede şeyhlik yapmış olanlarla, eşleri, kudumzenler, neyzenler, divan sahibi şairler gömülüdür. Ayrıca Humbaracı Ahmed Paşa'nın, Türkiye'de ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika'nın, ünlü bestekâr Vardakosta Seyyid Ahmed Ağa'nın, Nayi Osman Dede'nin ve Tepedelenli Ali Paşa'nın aile efradının mezarları bulunmaktadır. Mezar taşları yazı ve süslemeler açısından da çok değerlidir.

İSTANBUL FETHİYE MÜZESİ (PAMMAKARİSTOS)

İstanbul'un Fatih-Çarşamba semtindedir. Bizans Döneminde yaptırılan Pammakaristos manastır kilisesidir. Latin istilasının son bulmasıyla XIII. yüzyılda eski bir kilisenin kalıntıları üzerine yeniden yaptırılmış ve kuzey kilisesi Meryem'e adanmıştır.

Fetihten sonra, Hıristiyanların elinde kalıp kadın manastırı olarak kullanılmış 1455 yılında patrikhane buraya taşınmış 1586 yılına kadar patrikhane olarak kalmıştır.

Bu kiliseyi III. Murat (1574-1595) camiye dönüştürmüş ve Fethiye adı verilmiştir.

Kuzey kilise halen cami olarak kullanılmakta, ek kilise ise duvarları XIV. yüzyılın güzel mozaikleri ile süslü olup 1938-1940 yıllarında onarıldıktan sonra müze olarak Ayasofya Müzesi'ne bağlı bir birim haline getirilmiştir.

Çarşamba dışında her gün 09.00 - 16.30 saatlerinde gezilebilir.

Güzel Sanatlar Müzesi
Beşiktaş'taki Güzel Sanatlar Müzesi'nde 19. uncu yüzyılın sonundan günümüze uzanan döneme ait Türk resim ve heykel örnekleri yer almaktadır. 
Ziyarete açık günler : Pazartesi ve perşembe hariç her gün açıktır.

Havacılık Müzesi
Yeşilköy'dedir. Türk havacılığının gelişmesi teması üzerine kurulmuştur. 
Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır.

 

İMRAHOR ANITI (İLYAS BEY CAMİİ)
ST. STUDIOS MANASTIRI 
HAGIOS IONNES PRODROMOS BAZİLİKASI


Yedikule semtinde yer alan yapı, İstanbul'daki Bizans Dönemine ait en eski yapılardan biridir. V. yüzyılda inşa edilmiştir.

Manastır ve kilise, kurucusundan dolayı Studios olarak tanınmıştır. Manastır Bizans Döneminde önemli bir dini merkez olarak önemini korumuştur.

Latin istilası sırasında kilise-manastır büyük ölçüde yıkıma uğrayıp harap olmuş, XIII. yüzyılda ise gerekli onarımlar yapılıp etrafı kalın duvarlarla çevrilmiştir. XIII. ve XV. yüzyıllarda İstanbul'a gelen gezginler kilisenin süslemelerinden ve görkemli görü

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

5/11/2009 ·

DIYARBAKIR

Genel Bilgiler

DİYARBAKIR

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 15.355 km²

Nüfus: 1.362.708 (2000)

İl Trafik No: 21

Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı Diyarbakır, uzun surları, Malabadi Köprüsüyle görülmesi gereken bir ildir.

Diyarbakır yöresinin en eski adı Assur kaynaklarında Amidi olarak geçer. Yunanca ve Latince kaynaklarda bu ad, Amido ya da Amida olarak yazılır. Arap akınları sırasında bölgeye yerleşen Bekr adındaki bir aşiret nedeniyle yörenin adı Bekr diyarı anlamında Diyar-ı Bekr olarak söylenmiştir. Günümüzdeki ismini, Atatürk’ün 1937’de halka yaptığı konuşma esnasında, şehrin adından Diyarbakır olarak bahsetmesiyle 10 Aralık 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile almıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

5/11/2009 · Kategori: TURKIYE ADANA

ADANA

ADANA

Il Trafik No: 01

Yüzölçümü: 17.253 km²

Nüfusu: 1.849.478 (2000)

 Adana Toros daglarinin güneyinde yer alan Çukurova'da Seyhan nehri üzerinde kurulmustur. Akdeniz’e yaklasik 160 km'lik kiyisi bulunan Adana Avrupa'yi, Asya'ya baglayan önemli ulasim yollari üzerindedir

Dogusunda Osmaniye 90 km, Hatay 190km, Kuzeydogusunda K.Maras 187 km, Kuzeyinde Kayseri 332 km, Kuzeybatisinda Nigde 205 km, Batisinda Içel 70 km.

Orta dogu ile kara ve demiryolu baglantisi Adana üzerinden yapilir. Bu baglanti Toroslar'da Gülek Bogazi'ndan saglanir. Il yüzölçümünün % 49 daglik, % 23 yaylalar ve %27 ova ve düzlük alandir. Güneyden kuzeye gidildikçe Toroslara varinca yükseklik 2500 m. asar. Toroslarin etekleri Akdeniz’e dogru ova biçimini alir. Iç Anadoludan dogan Seyhan ve Ceyhan Nehirleri Akdenize akar. Toros Daglarinin zirvesinde yedi göller vardir. Seyhan nehri üzerinde Seyhan ve Çatalan Baraj gölleri, Ceyhan Nehri üzerinde Aslantas Baraj gölü ile, Karatas’ da Akyatan ve Agyatan kus cenneti gölleri vardir.

Adana Akdeniz iklim özelliklerini tasir. Yazlari sicak ve kurak, kislari ilik ve yagislidir. Ortalama yagis miktari 625 mm.'dir. Yagislar % 51 kisin, % 26 ilkbaharda, %18 sonbaharda, % 5 yazin düser. En soguk ay Ocak (ortalama 9 C), en sicak ay Agustostur (Ortalamasi 28C ).

ADANA İLÇELERİ


Aladağ 

 Adana'ya 105 km uzaklıkta olan bu ilçede antik devirden kalma bir ören yeri ile harap Ortaçağ kalesi, Akören beldesindeki Kırık Kilise harabeleri çok önemlidir. 40 km mesafedeki Acısu içmesi, Meydan yaylasında "Bığbığı" mağarası bulunmaktadır.

Ceyhan 

 Adana İl Merkezine 47 km uzaklıktadır. 1097 yılında Haçlı Ordusu'nun işgaline uğramış sonra sırasıyla Ermeni Krallığı, Mısır Kölemenler, Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Egemenliğini yaşamıştır. Osmanlılar zamanında "Yarbisi" , "Yarsuvat" adlarını almıştır. Adana Ceyhan karayolu üzerinde 700 m. uzunluğunda dört cepheli masif kaya üzerinde etkileyici görünümlü Yılan kale bulunur.
Ulucami, Mecidiye Cami ve Durhasan Dede Türbesi bulunmaktadır.
Ceyhan İlçesi Kurtkulağı Beldesi'nde bulunan Kurtkulağı Kervan Sarayı 1711 yılında yapılmış olup eski Halep Kervan yolu üzerindedir.
Yılankale'nin güney batısında Tepebağ höyüğünden sonra en büyük höyüğü Sirkeli Höyüğünde Ceyhan nehri kıyısında büyük bir kaya üzerinde Hitit Krallarından Muvattali'nin sakallı ve uzun elbiseli rölyefi görülür.

Feke 

 İl Merkezine 121 km mesafededir. Bizanslılar ve Ermeniler zamanında önemli bir yerleşim merkezi olduğuna dair buluntular vardır. Tepe Mahallerinde 1945 yılında Bizans tapınağının zemin mozaikleri ortaya çıkarılmıştır. Feke kalesini 12. yy.'da Bizanslılar veya Selçuklular tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Rafting için ülkemizin en elverişli ırmaklarından olan Göksu bu ilçede bulunmaktadır. Çok sayıda yaylalar vardır.

Karaisalı 

 İl Merkezine 47 km. mesafededir. İlçede önemli bir yapı bulunmamakla beraber 8 km. kuzey batısında Milvan kale vardır. 17 km. batısında 1912 yılında Almanlar tarafından yapılan Alman Köprüsü, 12 km. güneyinde Altınova köyü yakınlarında tarihi İpek yolu güzergahında Kesiri Han bulunmaktadır. Yerköprü mesire yeri ve Kızıldağ yaylası görülmeye değer.

Karataş 

 İl Merkezine 47 km. mesafededir. Coğrafi konumu ile ilk çağda büyük önem taşıyan bir şehirdir. Magarsus adıyla anılan bu kent bugünkü yerleşim yerinin 5 km. batısında yer almaktaydı. Rumlar tarafından siyah renkli taşlarla inşa edilmesinden, yine aynı taşlarla yapılan kiliseden dolayı Kara Kilise, sonradan yine Rumlar tarafından yakılıp yıkıldığı için Yanık Kilise adını almıştır.
Karataş'da Osmanlılardan kalma iki han vardır. Çarşı içindekinin kapısı üzerinde taşa yazılı kitabeden 1608 yılında inşa edildiği anlaşılmaktadır. Pazan yerindeki diğer han ise Menzil han Mar Ali tarafından 1782 yılında yaptırılmıştır. Ramsar sözleşmesinde yer alan Akyatan Kuş Cenneti ve gölü bu ilçededir.

Kozan 

 İl Merkezine 72 km. mesafededir. Sis adı ile anılan İlçe M.Ö. 19. yüzyılın ilk yarısına kadar Hititlerin egemenliğinde kalmış sırasıyla Asurlular, İranlılar, Makedonyalılar, Selefkuslar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Ermeniler ve Ramazanoğlu egemenliği yaşamıştır. Kozan kalesi Asurlular tarafından yapılmıştır. Önemli eserlerinden biride Hoşkadem cami 1448 yılında Mısır Kölemen Sultanı Abdullah Hoşkadem tarafından yaptırılmıştır.
Kozan'ın 22 km. Güney doğusunda Dilekkaya köyü'nün 2 km. uzağında bir ada gibi yükselen tepenin üzerinde Anavarya şehri M.Ö. 9. yüzyıldan Asurlular tarafından kurulmuştur. Kaya mezarları, kilise, sarnıç gibi eserler bugüne ulaşan kalıntılardır.
Ayrıca 18 çeşit deniz, hayvanını gösteren Anavarza mozaikleri bulunmaktadır.
Dağılcak mesire yeri ve yaylaları ile ünlüdür.

Pozantı 

 İl Merkezine 116 km. mesafededir. Coğrafik konumu nedeniyle tarihte önemli olaylara sahne olmuştur. Makedonyalı Büyük İskender, Abbasi Halifesi Memnun'un kardeşi Mutasım Pozantı'dan geçen ünlü devlet adamlarıdır. Eski ve yeni Annaş’a kaleleri, Torosların en önemli geçidi olan Gülek Boğazı'nın girişindedir. İskitler zamanında yapıldığı sanılmaktadır.
Gülek boğazı ile Tekir yaylası arasındaki Kızıltabya ve Aktabya kaleleri Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Saimbeyli 

 Adana İl Merkezine 156 km mesafededir. Eski adı Hacin'dir. 1923 yılında Kurtuluş Savaşında büyük kahramanlık gösteren Hacınlı Saim Beyin adı ilçeye verilmiştir. Buradaki Ermeni kale ve kilise kalıntılarından orta çağda Ermenilerin buralara hakim oldukları anlaşılmaktadır.

İmamoğlu 

 İlçe Adana İline 45 km. uzaklıktaki Adana, Kozan, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli karayolu üzerindedir. Yeraltı şehri mevcuttur.

Seyhan 

 Adana'nın Merkez İlçesi iken 05.06.1986 tarihinde ayrı bir İlçe haline gelmiştir.
İlçenin bulunduğu yöre, pek çok uygarlıklara sahne olmuştur.
İlçenin başlıca eserleri Büyük Saat, Taş köprü, Yağ cami, Yeni cami, Çarşı hamamı, Bebekli kilise, eski Adana evleri vs.

Tufanbeyli 

 İl Merkezine 200 km. mesafededir. Hitit, Roma, Bizans ve Ermeni krallıkları dönemlerini yaşamış çok eski bir yerleşim yeridir.
İlçenin 20 km. kuzeydoğusunda Hititlerin dini merkezi konumunda olan "Şar" kenti Hieropolis ve Çomana adları ile tanınır. Romalılardan kalma açık hava tiyatrosu, Bizans kilise kalıntısı, ana tanrıça tapınağının kapısı olduğu sanılan Alakapı antik şehrin sağlam kalmış yapılarıdır.
Şar harabelerinin güneyinde Doğanbeyli köyü yakınında höyükler, batıda Hanyeri yakınında Hitit anıtı önemli eserleridir.
Tufanbeyli'de bu eserlerden başka hiyeroglif yazıtlar, sütunlar ve yapı kalıntıları, kaya mezarları da hala durmaktadır.

&<_script /><_script />lt;font color="#00CCFF">Yumurtalık 

 İl Merkezine 81 km. mesafededir. Antik çağda "Aegaea" adıyla bilinen önemli bir liman kenti olan Yumurtalık 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın başlarında deniz ve karayolu ile Hindistan'dan gelen mallar Venedik ve Cenova'ya sevkedilmesiyle en parlak dönemini yaşamıştır.

İlçenin en önemli eserleri Ayas kalesi, Süleymaniye Kulesi ve Markopolo İskelesidir.

Yüreğir 

 Bugün merkez ilçe konumunda olan Yüreğir'in en önemli eseri Ceyhan nehri kıyısında bugün Yakapınarı'nın bulunduğu yerde kurulan Misis, Roma ve Memluk döneminde önemini korumuştur. İran Satrapların başkenti olan Misis 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ceyhan nehri üzerinde 4. yüzyılda Bizans imparatoru Flauius Constantinus tarafından yaptırılan "Misis köprüsü" 9 gözlüdür köprü yakınında bozulmamış mozaik Roma bazilikası, su kemeri, stadyum, hamam, kervansaray,mescit günümüzde harabe halindedir.

TARİHİ YERLER

Yılan Kale

Misis ile Ceyhan arasında, ovaya hâkim bir tepe üzerindedir. İç Anadolu’dan gelip Gülek Boğazı yoluyla Adana, Misis, Payas ve Antakya’dan geçen tarihi istila ve kervan yolunun üzerinde bulunan kale, dağ kaleleri zincirinin ilk halkasıdır. Halk arasında “Şahmeran Kalesi” olarak da bilinen kalede Şeyh Meran adlı bir kişinin yılan yetiştirip terbiye ettiği söylentisi yaygındır.

Dumlu Kalesi

Ceyhan’ın 17 km. kuzeybatısında Sağkaya bucağının Dumlu (Tumlu) köyünün batısında ve 75 m. kadar yükseklikteki sert kalkerli bir tepe üzerindedir. 12. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Çevresi 800 metredir. Sekiz burçludur. Ovaya bakan doğu köşesinde gözetleme kulesi bulunmaktadır. Tek kapısı doğuya bakmaktadır. Kale içerisinde yapı kalıntıları ve sarnıçlar yer almaktadır. Tepe etrafında kaya mezarları görülmektedir.

Ramazanoğlu Medresesi

 1540 yılında yapılmış klasik Osmanlı medreseleri planındadır.

Tepebağ Evleri

Eski Adana evleri, aynı adlı Tepebağ Höyüğü’nün üzerinde ve eteklerindedir. Tarihi sur içindeki Adana şehrinin yüzlerce yıllık kültürü burada saklıdır. Tepebağ Evleri’nin çoğu 18. yüzyılda yapılmıştır.

Ramazanoğlu Konağı

Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 1495 yılında yaptırılmıştır. Üç katlıdır. Kesme taştandır. Adana` nın ve Türkiye`nin en eski ev örneklerindendir. Ailenin oluşturduğu harem bölümü ayaktadır.Devlet işlerinin görüldüğü selamlık yıkılmıştır. Daha sonraki yıllarda tüccarların tuz pazarı kurması nedeniyle "Tuzhanı" adı verilmiştir.

Hayriye Hanım Konağı

 İlimiz Seyhan ilçesi Reşatbey Mahallesinde bulunmaktadır.

Kurtkulağı Kervansarayı

Kurtkulağı Kervansarayı, Ceyhan’ın 12 km. güneydoğusunda Kurtkulağı beldesindedir. 17. yüzyıl sonunda Hüseyin Paşa tarafından eski Halep kervan yolu üzerinde yaptırılmıştır. Büyük kesme taşlarla yapılmıştır. 23.60x45.75 m. boyutlarındadır. 1.80x2.15 m’lik kalın ayaklar ve kemerlerle örtülü odalar sivri kemerli ikişer pencere ile aydınlanmaktadır. Kervansarayın hemen yanında, aynı döneme ait ilginç bir mimarisi olan tarihi cami bulunmaktadır.

Ramazanoğlu Çarşısı

Ramazanoğlu Halil Bey`in kurduğu yeni Adana şehrinin çekirdeğini oluşturmaktadır. 15.yy`da kurulan çarşı tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Adana`nın en canlı ticaret merkezi olmuştur. Halen bu önemini sürdürmektedir. Ramazanoğlu külliyesi içinde geniş bir alana yayılır. 16.yy.’ dan beri ticaret merkezidir.Osmanlı döneminde özel malların satıldığı kapan denilen üç tarafı çevrili, önü açık dükkanlar; atölyeler ve hanlar vardı. Bugün ise, iki bedesten, sadece portali ayakta kalmış Gön Hanı ve Çarşı Hamamı bulunmaktadır.

Çarşı Hamamı

Ramazanoğlu Piri Bey tarafından 1529 yılında yaptırılmıştır. Soğukluk, sıcaklık bölümü ve halvet odalarıyla klasik Osmanlı hamam mimarisinin tipik örneklerindendir. Giriş kapısındaki taş işçiliği ilginçtir.



Büyük Saat Kulesi

Tarihi Ulu Cami Külliyesi içinde, 1882 yılında Vali Abidin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan dikdörtgen kesitli 32 m. yükseklikte bir kuledir. Resmi dairelerin zamanlarını ve ezan vakitlerini göstermek için yapılmıştır.


Taşköprü

Adana Müzesi’ndeki kitabede mimar Auxentios tarafından 4. yüzyılda yapıldığı yazılıdır. 319 m. uzunluğunda ve 13 m. yüksekliğinde olan köprü, yanlardan ortaya doğru büyüyen 21 yuvarlak kemerden ibarettir. Bunlardan ancak 14’ü sağlamdır. Ortadaki büyük kemerde iki aslan kabartması vardır.

Bahri Paşa Çeşmesi

 Devrin valisi Bahri Paşa tarafından bugünkü kuruköprü semtinde 1890 tarihinde yaptırılmıştır. İmar çalışmalarından dolayı 1952 kaldırılmıştır. Bu çeşmenin aynısı 1993 yılında Vali Recep Birsin Özen tarafından aynı ölçüler içerisinde yaptırılarak Atatürk Parkının güney tarafına yerleştirilmiştir.

Adana Yeşil Oba Şehitliği

1920 yılı Haziran ayında kadın ve çocukların çoğunluğunu oluşturduğu 100 kadar Türk’ün yolu Sarıhamzalı ve Yolgeçen köyleri civarında ermenilerce kesilmiştir. Milli kuvvetlere ulaşmak amacıyla yola çıkan bu grup, ermenilerce Kahyaoğlu Çiftliğine götürülerek katledilmiştir.

Küçük Dikili Köyü Şehitliği

1920 yılında Haziran ayında Karahan’daki Milli kuvvetlere kavuşmak için yola çıkan 100’ e yakın Türk Yeşiloba yakınındaki ermeni çiftliğinde alçakça öldürülmüşlerdir.

Saimbeyli Şehitliği

Kurtuluş Savaşı devam ederken, Saimbeyli’yi düşmandan kurtarmak için yapılan çarpışmalarda Şehit olan 80 kişinin mezarı burada bulunmaktadır.

 İpek Yolu

 Ceyhan - Kurtkulağı Kervansarayı, Karaisalı Kesir Han ve Sarışıkhan, ipek yolu güzergahında bulunmaktadır. 

 Camiler - Kiliseler - Sinegoglar

Kozan Kalesi ve Manastırı

Assurlular tarafından yaptırılmıştır. Kozan Kalesi (Sis) tarihi yol üzerinde stratejik yönden önemli bir konumdadır. 9. yüzyılda Abbasilerin, 11. yüzyılda Selçukluların ve daha sonra Haçlıların eline geçmiştir. Her üç yılda bir yapılan vaftiz yağı çıkarma törenleri nedeniyle, Hıristiyan dünyasının önemli merkezlerinden olmuştur.

Ulu Cami Ve Külliyesi

İldeki sivil mimari eserlerinin en önemlilerindendir. 1513 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yapımı başlatılmış, 1541 yılında Halil Bey’in oğlu Piri Mehmet Paşa tarafından bitirilerek ibadete açılmıştır. Cami, Selçuklu, Memluk ve Osmanlı mimari özelliklerini taşır. 34.50x32.50 m. ölçülerinde dikdörtgen bir plan arz eden caminin kapısı Selçuklu mimari tarzında, minaresi Memluk stilindedir. Kapının üzerindeki konik çatı ve minaredeki taş kemerler bu çağın özelliklerini yansıtır. Kürsü beyaz mermer, mihrap ise siyah mermer ile çevrilidir. Mihrap duvarı 16. ve 17. yüzyıl İznik ve Kütahya çinileriyle kaplanmıştır. Gri çiniler 18. yüzyıla aittir ve sonraki restorasyon sırasında yerleştirilmiştir. Birbirine bağlı dört kolon, ibadet alanını ikiye böler. Caminin dış yüzeyinde ve giriş kapısında siyah beyaz taşlar kullanılmıştır. Bitişiğindeki türbe Ramazanoğlu ailesinindir. Türbede son derece sanatsal bir şekilde bitki motifleri ve çiniler kullanılmıştır. Caminin doğusundaki medrese bugün öğrenci yurdu olarak kullanılmaktadır.

Hasan Ağa Camisi

Ali Dede Mahallesi’nde bulunan Hasan Ağa Camii, Adana’nın Osmanlı devri klasik mimari tarzını taşıyan tek cami olması bakımından çok önemlidir. Müezzin mahfeli üzerindeki ahşap işçiliği mükemmeldir.

Hoşkadem Camii

Kozan ilçesinde, Mısır Kölemen Sultanı Abdullah Hoşkadem tarafından 1448 yılında yaptırılmıştır.

Yağ Camii

Yağ Camii, önceleri “Eski Cami” adı ile anılıyorken, hemen yanında kurulu yağ çarşısı nedeniyle daha sonraları bu adı almıştır. 1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey’in emri ile kiliseden camiye çevrilmiş, günümüzdeki haline Piri Paşa tarafından yaptırılan eklemelerle kavuşmuştur.

Yeni Camii

 1724 yılında yapılmış olup, Arap mimarisi tarzındadır.

Akça (Ağca) Mescit

Adana’nın En eski Türk yapısı olarak bilinen Akça mescit Ulucami Mahallesinde, Ulucami’ye 60 mt. Mesafede bulunmaktadır. Ağca Bey isminde bir Türkmen ağası yaptırmış olduğundan bu ismi almıştır. Eebcet denilen tarihlendirme Akça Mescitte görülmektedir. Bu fünkü kitabenin bulunduğu giriş kapısının üzerinde evvelce kabartma olarak yapılmış ve bugün izleri mevcut iki kuş figürü bulunmakta olup, bu kuş figürleri ebcet hesabıyla bir tarih meydana getirmektedir. Böylece Ebcet hesapcılarının değerlendirmesinin doğru olduğu kabul edilirse eser 812 Hicri (1489) yılında yapılmıştır.

Bebekli Kilise

1880-90 yılları arasında yapılan kilisenin esas ismi Saint Paul’dür. Kilisenin tepesinde Meryem Ana’nın 2.5 metrelik tunç heykeli bulunmaktadır. Heykelin bebeğe benzemesi nedeniyle halk arasında Bebekli Kilise olarak bilinir.


www.adanakulturturizm.gov.tr

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

5/11/2009 · Kategori: TURKIYE ADIYAMAN

ADIYAMAN

ADIYAMAN

Trafik Kodu : 02

Yüzölçümü : 7614 km2

Nüfus : 810.260

Adıyaman İli Türkiye'nin Güneydoğuanadolu Bölgesinin batı ucunda Orta Fırat bölümü içinde yer alır. Toroslar'ın güneydoğu uzantıları üstünde yer alan Adıyaman ilinin Kuzeyinde Malatya ili (Pütürge, Yeşilyurt ve Doğanşehir ilçesi), Batıda Kahramanmaraş ili (Merkez ile Pazarcık ilçesi), Güneybatıda Gaziantep (Araban ilçesi), Güneydoğuda Şanlıurfa ili (Siverek, Hilvan, Bozova ve Halfeti ilçeleri), Doğuda ise Diyarbakır ili (Çermik ile Çüngüş ilçesi) bulunmaktadır.

Merkez ilçe dahil 9 ilçesi ile 406 köyü vardır. İlçeleri Merkez, Besni, Çelikhan, Gerger, Gölbaşı, Kahta, Samsat, Sincik ve Tut ilçeleridir. Adıyaman ili 370 25' ile 380 11' kuzey enlemi, 370 ve 390 doğu boylamı arasında yer alır. Adıyaman ilinin yüzölçümü 7 614 km2 , göller ile 7.871 km2 olup, rakımı 669 m dir.

ADIYAMAN İLÇELER

Adıyaman Merkez 

Konum itibariyle de ilin merkezi bir yerinde yer almıştır. Kuzeyinde Çelikhan ilçesi ve Malatya ilinin Doğanşehir ilçesi, doğusunda Kahta ilçesi, güneydoğusunda Samsat ilçesi ve Atatürk Baraj gölü ile güneyinde Fırat nehri, Urfa ilinin Bozova ilçesi ve batısında da Besni İlçesi ile Tut İlçesi yer alır.
Yüz ölçümü 1702 Km, yüksekliği ise 669 m.’dir.

Adıyaman İli daha önceleri sadece kale ( Hısn-ı Mansur Kalesi ) etrafında iken bilhassa, il merkezi olduğu 1954 yılından itibaren süratle gelişmiştir.
 
İlçe merkezinde doğu – batı istikametinde çizilerek çizilecek bir çizgi ilçeyi yaklaşık olarak ikiye böler. Bu çizginin kuzeyi dağlık, güneyi ise ovalıktır. Ova, güneydeki Fırat nehri ve Atatürk Barajı göl kıyısına kadar devam eder. Kentin birkaç kilometre kuzeyinden itibaren kuzeye doğru gittikçe yükselen dağlık alanlar başlar. Güneydoğu torosların bir bölümü olan bu dağlar doğu – batı istikametinde uzanır. Yüz ölçümünün üçte birinden fazlasını oluşturan kuzeyindeki dağlık alanlarda yayla iklimi hüküm sürer.

Besni

M.Ö.5000 yılına uzanan tarihi ile Güney Doğu Anadolu’nun eski yerleşim merkezlerinden birisi olarak dikkati çeken Besni, aynı zamanda da çok hareketli sanayi ve eski ticaret kenti oluşu ile tanınır. Bunda Halep Ticaret Yolu üzerinde oluşu kadar, savunmaya son derece elverişli yapısı ve muntazam bir kaleye sahip oluşunun büyük bir payı vardır. Sulak ve ormanlık arazi varlığı ile çekiciliğini her dönemde canlı tutmuştur. Bu yüzden "Cennete Eş" manasına gelen Bethesna, Bihicti, Bisni gibi isimlerle söylene gelmiştir. Malazgirt Zaferi ile Anadolu'ya giren Türkler Besni'ye üç koldan girerek burasını bir ‘Türk Yurdu’ haline getirmişlerdir. Bunlar Saka-İskit Türklerinin Varsak, Türkmenlerin Avşar ve Çerkez oymakları olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılmıştır.

Tarihinde bir çok saldırılara da hedef olan Besni özellikle Moğol ve Timur'un istilalarına karşı destanlaşan kahramanlıkları ile Yıldırım Beyazıt'tan takdirname alan ilk şehirdir. Osmanlı padişahlarından Yıldırım ve Yavuz Besni'ye uğramış, Baybars, Buldaç, Kamil, Süleyman adlı Türk komutanları da Besni'de ağırlanmıştır. Evliya Çelebi'nin "Hayran Kaldım" dediği yer Besni'dir.

Osmanlı döneminde el sanatları bakımından zirveye çıkan Besni, Anadolu’nun her yerinden gelen tüccarların akınına uğradığı, kervanların konakladığı bir yer olarak da tarihe mal olmuştur.

İstiklal Savaşı döneminde, milli bir ruhun savaş boyunca Besni'de de varlığına şahit olunur. İlk mebus Reşit Bey'in Sivas Kongresinde Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşı olarak maddi ve manevi destek verdiği de bilinmektedir.

Ayrıca Hüveydi aşireti reislerinden Hasan ve Yusuf Beylerin kurup organize ettiği Kuva-i Milliye teşkilatı Antep ve Maraş savunmalarında büyük rol oynamıştır. Antep'deki Fransız silah deposuna ilk baskını yaparak bir çok askeri de esir alan yine bu teşkilattır. Cumhuriyet döneminde "Fetva Emirliği" ne kadar çıkan bir çok alimin ve Divan Edebiyatına giren şiirlerin sahibi bir çok şairin yetiştiğini görmekteyiz.
Besni'nin batı ve kuzeybatısında Gölbaşı, kuzeydoğu ve doğusunda Adıyaman Merkez İlçesi, güneyinde Şanlıurfa ile Gaziantep, güneybatısında da Kahramanmaraş bulunmaktadır. Besni'nin batısı Güneydoğu Torosların barı uçları ile çevrelenmiştir. Kuzeydoğu ve güneybatı doğrultusunda uzanan bu dağlar İlçenin batı kesimlerinde alçalarak plata özelliği gösterirler.

Besni'nin ismi tarihte Behisni, Bihisni, Besne, Behesna, Behisti gibi sözcüklerle anılmıştır. Bazı kaynaklara göre de Farsça'da eşsiz veya cennet anlamına gelen Hesna sözcüğünden türediği de belirtilmiştir.
Besni yöresi tarihte Akatların, Hurrilerin, Mitannilerin ve Asurluların akınlarına uğramıştır. Burada MÖ.1500'lerden sonra Perslerin, Helenlerin ve Romalıların eline geçmiştir. Halife Ömer zamanında Halid Bin Velid'in komutanlarından Rebiatu'l-Bahali yöreyi ele geçirmiştir. Bizans ve Abbasiler arasında el değiştiren Besni ve çevresi 1149'da Maraş senyörlüğünün egemenliğinde kalmıştır. Bu durum Selçuklu, Eyyubi ve Moğol istilalarına uğrayıncaya kadar sürmüştür. Sultan I.Beyazıt Besni ve çevresini 1395'te Osmanlı topraklarına katmıştır. Bundan sonra 1400'de Timur'un ordularının işgaline uğramış, daha sonra Dulkadiroğulları ile Memlûklar arasında el değiştirmiştir. Yavuz Sultan Selim Mısır seferi sırasında Besni yöresini Dulkadiroğulları'nın yönetimine bırakmıştır. 1521'den sonra, Dulkadiroğulları'nın Osmanlılara katılması ile Besni de Osmanlı Devletinin Malatya sancağına bağlı bir kaza olmuştur. Cumhuriyet döneminde Malatya'ya bağlı bir ilçe iken, Gaziantep'e (1926), tekrar Malatya'ya (1933), Adıyaaman'ın 1954'te il olması ile de ona bağlanmıştır.

Çelikhan

Çelikhan ilçesi'nin, doğusunda Sincik, batısında Malatya’nın Doğanşehir ilçesi, güneyinde Adıyaman merkezi, kuzeyinde Malatya ili Yeşilyurt ilçesi ile çevrilidir.

Çelikhan İlçesi Adıyaman’a 56, Malatya’ya 95 km dir. Malatya-Adıyaman arasında bulunan Güneydoğu Torosların devamı olan yüksek dağların arasın da kurulmuş bir ilçedir. Rakımı , ilçe merkezi 1388 m dir. İlçenin yapısı dağlık ve engebelidir. İlçenin yüksek dağı Akdağ olup rakımı 2700 m yüksekliktedir. En önemli akarsuları Bulam ve Abdulharap çayıdır. Abdulharap çayı üzerin de Çat barajı kurulmuştur.
Çelikhan’ın ilk ismi Komişir olarak bilinir. Cumhuriyet Döneminden sonra bu isim Çelikhan olarak değiştirilmiştir. Çelikhan'ın yerleşik halkını Türk boylarından Hamkoda, Perta, Sisa ve Tilla oymakları oluşturmaktadır

Çelikhan, Adıyaman yöresinde olduğu gibi Hitit, Asur, Pers, Makedonya, Seleukos, Roma ve Bizans devletlerinin egemenliği altında kalmıştır. Hz. Ömer zamanında Arapların eline geçmiş ve Keysun’a bağlanmıştır. 949 yılında tekrar Bizanslılar tarafından alındıysa da 1071 yılında Malazgirt Zaferi’nden sonra Çelikhan yöresi Malatya ve Adıyaman illeriyle beraber Selçukluların eline geçmiştir. 1391-1389 yıllarında Yıldırım Beyazıt komutasındaki Osmanlılar bu bölgeyi Memlük beylerinin elinden almış ancak bir kaç yıl sonra bölge Timur ordularının egemenliğine girmiştir. 1516 yılında yapılan Koçhisar Savaşı sonunda bölge Yavuz Sultan Selim tarafından Dulkadiroğulları'non Osmanlı'ya katılmasıyla Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

Bugünkü Çelikhan bölgesi 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra yapılan adli, askeri ve mülki ıslahat sonunda merkezi Harput olan Mamurat-ül Aziz eyaletine bağlanmıştır. ( Bu tarihte Mamurat-ül Aziz eyaletine bağlı üç sancaktan birini Malatya teşkil etmekteydi.) 1864 yılında vilayetlerin kurulması hakkındaki nizamname ile büyük kadılıklar ilçe, küçük kadılıklar ise bucak müdürlüğü haline getirilince “Ortaköy” adında bir bucak müdürlüğü kurulmuştur. Bu tarihten sonra eski adı Arga olan Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı bir yerleşim birimi konumunu almıştır. 1927 yılına kadar Akçadağ’a bağlı olan Çelikhan, 1927-1931 yılları arasında Koçali Bucak Müdürlüğüne bağlanmıştır. 1931 yılında ise Çelikhan adıyla bir bucak müdürlüğü kurulmuştur.

Çelikhan 1869 depreminde büyük yıkıma uğramış, Merkez Camii civarında çok sayıda ev yıkılmıştır. Diğer taraftan 1934 yılında halk arasında “Mıtık” adı verilen bulaşıcı, salgın bir hastalığın Çelikhan’da baş göstermesi ile çok sayıda insan ölmüş, çok sayıda aile de civar il ve ilçelere göç etmek zorunda kalmıştır.

1954 tarihinde Malatya iline bağlı İlçe olarak kurulan Çelikhan daha sonra 14 Haziran 1954 tarih ve 6418 sayılı kanunla Besni, Gerger, Gölbaşı ve Kahta ilçeleriyle birlikte kurulan Adıyaman iline bağlanmıştır.
İlçe halkı geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Ancak yörenin engebeli oluşundan ötürü tarıma elverişli alanları oldukça sınırlıdır. Bununla<_script /><_script /> birlikte, tütün, hububat, meyvacılık ve sebze tarımı yapılmaktadır.

Yörede turizm yönünden Çelikhan-Adıyaman karayolunun 5. km.de Beypınarı mesire yeri, ilçe merkezinde Zerban Suyu, Pınarbaşı Kasabası'nda Havşeri Pınarı ve Mestan, Recep Çayı, Jari Yaylası, Koyunpınarı yaylası ve Çat Barajı bulunmaktadır.

Gerger

İlçenin tarihi; İlin genel tarihine uygun bir karakter taşımakla birlikte coğrafi olarak dağlık bir alanda yer alması ve ulaşım zorlukları nedeniyle bazı farklılıklar gösterir.

Bazı kaynaklara göre M.Ö.VI.Yüzyılın ilk yarısında yaşayan Selevkos Kralı Arsemes, Fırat üzerinde aşağı ARSEMİA adlı bir kent kurmuştur. Bu kent Gerger Kalesi olarak halen bulunmaktadır. Aşağı ARSEMİA KOMMAGENE krallı, zamanında kışlık kent olarak kullanılırdı.

Bu bölge daha sonra Doğu ROMA (Bizans) İmparatorluğunun eline geçmiştir. Bu tarihlerde, halkın geneli Hristiyanlık dininin Gregoryan Mezhebine bağlı olup, Hicri 135 yılında Abbesi halifelerinden Ebu Cafer-el Mansur’un Adıyaman, Kahta ve Samsatla birlikte burayı da fethettiğini görmekteyiz. Bölge bu tarihten sonra İslamlaşmaya başlamıştır. Daha sonra Gerger ve çevresi Abbasilerin zayıflamasıyla HAMDANİLER’in sonra tekrar Bizansın eline geçmiştir. Selçuklular zamanında Gümüştekin 1066 yılında Hısn-ı Mansur’u ele geçirmiş fakat iç karışıklıklardan dolayı geri çekilmiştir.

Selçukluların bölgedeki hakimiyeti 1071 yılında Büyük Selçuklu İmparatoru ALPARSLAN’ın Bizans İmparatoru Romanos Diognes (Romen Diyojen)’i Malazgirt’te uğrattığı büyük yenilgiden sonra kesinleşmiştir.

Bölge, Selçukların yıkılmasından sonra Artukoğullarının eline, onlardan sonra da I. Haçlı Seferi münasebetiyle Haçlıların eline geçmiştir. Zengiler, Artuklular,Frank Kontluğu,Eyyubiler ve daha sonra da Anadolu Selçukluların eline geçmiştir. Baba İshak isyanı nedeniyle Türkiye Selçuklularının zor duruma düşmesini fırsat bilen Moğolların saldırıya geçmesiyle bu bölge de Moğol istilasına maruz kalıp Moğolların eline geçer.

Bu bölgenin daha sonra Memlukluların onlardan sonra da Timurluların eline geçtiğini görmekteyiz. Timurluların çekilmesinden sonra yörenin DULKADİROĞLULARI’nın eline geçtiğini ve uzun süre onların elinde olduğunu görüyoruz. 1515 Turnadağ savaşıyla yöre Osmanlıların eline geçmiştir.

Adıyaman İli ve İlçelerinin sonraki tarihi süreç içerisinde durumu şöyledir; Adıyaman, 1849 yılında sancak haline getirilen Diyarbakır’a bağlanmıştır. 1859 yılında Malatya Sancak olunca Gerger, Malatya’ya bağlanmıştır.

Cumhuriyet dönemine Malatya-Pütürge İlçesine bağlı köy olarak giren Gerger 1 Aralık 1954 yılında İl olan Adıyaman’a bağlanmıştır. İlçe merkezi 1954-1957 yılları arasında halen köy tüzel kişiliğine sahip Güngörmüş köyünde bulunuyorken. 25.06.1957 tarih ve 9642 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 7022 Sayılı Kanunun uygulamasıyla 10 Şubat 1958 yılında İlçe merkezi Budaklı köyü ALDUŞ mezrasına (şimdiki Gerger İlçesi) nakil edilmiştir.

Adıyaman’ın kuzeydoğusunda yer alan Gerger’ in yüzölçümü 702 Km.dir. Kuzeyinde Malatya’ nın Pötürge ilçesi; doğusunda Diyarbakır’ ın Çüngüş ve Çermik ilçesi ve Şanlıurfa’ nın Siverek ilçesi; güneyinde Kahta; batısında Sincik İlçeleri ile sınırdır. İlçenin doğu ve güney sınırını Fırat Nehri üzerinde yapılan Atatürk Baraj Gölü çizmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği 770 M.dir. İlçe, tümüyle dağlık bir bölgede kurulmuştur.En yüksek noktası Kımıl Dağı 2250 M. Yüksekliğindedir. Kürdek, Hacı Bazı ve Kımıl önemli dağlarıdır. Çet, Kürdek, Ovacık, Kımıl Dağı ve Beyaz Çeşme yaylaları ilçe sınırlarındadır. Ayrıca Güngörmüş ve Gürgenli Köyleri’ nin arasında Kara Göl isminde bir göl bulunmaktadır.

Gerger ilçesinde bulunan yaylalar Çet, Kürdek, Ovacık, Kımıl Dağı ve Beyaz Çeşme yaylalarıdır. İlçenin 5 km. uzağında Eskikent Köyü'nün kuzeyinde Murfan mağaraları da bulunmaktadır.

Gerger ilçesi; il merkezine 105 km. uzaklıkta ve ulaşım karayolu ile yapılmaktadır. Karayolu ağı ise; Adıyaman, Kahta, Narince, Gerger ve Gölyurt’ a kadar gitmektedir. Yol asfalttır. Gölyurt karayolu’ nun 18 Km. ‘si stabilizelidir.

İlçe sınırlarında bulunan önemli akarsular, başta Fırat nehri olmak üzere Demirtaş Çayı ile Çifthisar Çayıdır.

İklimi; kışları soğuk, yazları sıcak ve kuraktır. Bu özellikleri ile Akdeniz iklimi ve kara iklimine sahiptir.

Gölbaşı

Adıyaman’ a 63 Km uzaklıkta olan Gölbaşı İlçesi, Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’yu, Doğu Anadolu’ya bağlayan Gaziantep-Malatya karayolu ile Adana-Malatya demiryolu yönünde yer almaktadır. Gölbaşı gölünün güneybatısına kurulmuş olan ilçenin, Doğusunda Malatya’nın Doğanşehir İlçesi ile Adıyaman’ın Tut İlçesi, batısında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Çağlayancerit İlçeleri, kuzeyinde Kahramanmaraş’ın Nurhak İlçesi, güneyinde Adıyaman’ın Besni İlçesi yer almaktadır.

Gölbaşı ilçe merkezinin yeri, önceleri boş bir arazi iken 1934 yılında demir yolunun geçmesiyle bir yerleşim merkezi haline gelmeye başlamıştır. Civar İl ve İlçelerden başlayan göçler sonucu 1954 yılında Besni İlçesine bağlı bir köy olmuş, 1958 yılında da ilçe durumuna getirilmiştir. Gölbaşı, gösterdiği hızlı gelişme seyri ile Adıyaman’ın büyük ilçelerinden biri durumuna gelmiştir.

Gölbaşı ilçesinin deniz seviyesinden yüksekliği 866,8 m. yüzölçümü 784 km. karedir. En yüksek dağı 2500 m. yüksekliğindeki Akdağ olup, bunu Meydan ve Boruk dağları izlemektedir. Engebeli bir arazi yapısına sahip olan Gölbaşı ilçe sınırları içerisinden Göksu çayı geçmektedir. Ayrıca bir birleriyle bağlantılı Gölbaşı, Azaplı ve İnekli gölleri mevcuttur.

Gölbaşı'nın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Geçici Köy koruculuğu, halı kursları, esnaflık ilçenin istihdam alanlarındandır. İlçedeki Kömür İşletmesi, tekstil atölyesi, küçük sanayi ve benzer işyerleri istihdam sahalarıdır. İlçede kurulu büyük fabrika, sanayi tesisi yada işletme bulunmamaktadır.

İlçede sanayi kuruluşu olarak Kömür İşletmesi, Tekstil İşletmesi, Un Fabrikası, Yem Fabrikası, Poşet Fabrikası ve Tavuk Çiftliği gibi işletmeler bulunmaktadır

Gölbaşında tarihi yapı olarak, Harmanlı Kasabası Göksu üzerindeki Paşa Köprüsü, Köristan (Yaylacık) Köyü'ne 16 km.uzaklıktaki Göksu üzerindeki Vicne Köprüsü ve Altınlı Köprüsü bulunmaktadır. Bunlardan Altınlı Köprünün yapım tarihi kesin olarak bilinmemelktedir. Bu köprü üç kemerli olup, taşları harç kullanılmadan sıkıştırma suretiyle yapılmıştır. Köprü ayaklarında sulara karşı korunmak amacıyla koni şeklinde mahmuzlar yapılmıştır. Ayrıca Nasırlı Köyü'nde, köyün ilk kuruluş yeri olan Mendede'de bir höyük (Mendede Höyüğü) bulunmaktadır. Kız Kapan'da su sarnıçları, basamaklarla çıkılan mağaralar bulunmaktadır. Çevrede çok sayıda cam, ok demirleri, çanak ve çömlek kalıntılarına rastlanmıştır. Köyün güneyinde 2 km. uzaklıkta ”Çardak” veya “Gölün Başı Mağarası” adı verilen yerdeki mağarada, öküz başı rölyefi bulunmaktadır. Buraya “Musa Gediği” mevkii de denilmektedir. Ayrıca, köyün kuzeyinde “Kırk Bayır” denilen yerdeki mağaralarda mezarlara rastlanmıştır.

Gölbaşı, Belören'de tarihî kalıntılar bakımından zengin bir yerleşim merkezidir. Köyün 6 km. kadar batısında eski yerleşim yeri olan “ Heyik” mevkii bulunmaktadır. Buranın tarihi bir şehir olduğu , dükkan olması muhtemel kalıntılardan, yine buradaki mezar kalıntılarından anlaşılmaktadır.Taşlar doğal halindedir.Belören'in kuzeyinde 5 km. uzaklıktaki etrafı surlarla çevrili Keykubat Kalesi bulunmaktadır. Kale, Roma harcı ile yapılmıştır. Yine Belören'in Beldenin güneyine 5 km. uzaklıkta, “Kent” denilen yerde taş mimari parçalar ile mezar kalıntıları bulunmaktadır. Belören'in güneyinde, 2 km.uzaklıkta “Peri Önü” mevkiinde de bir höyük vardır. Buranın da eski bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Ayrıca Gölbaşı’nın kuzeyinde yer alan Çataltepe köyündeki “Köristan” veya “Kölisten”, denilen yerde dağın üzerindeki kalıntının ne olduğu kesinlik kazanamamıştır. Bu kalıntıların yel değirmeni veya bir kiliseye ait olduğu söylenmektedir.

Çataltepe Köyü'nün güneybatısında Kara Mağara denilen doğal mağaranın üzerinde 1 m. çapında ve 2 metre derinliğinde tahıl saklama veya şarap kuyuları olduğu söylenen kalıntılarla karşılaşılmıştır. Ayrıca burada kilise ve ev kalıntıları bulunmaktadır. Bunlar da burasa bir yerleşim olduğunu açıkça göstermektedir. Bunun yanında Belören'in 4 km. uzaklığında 4 küçük mağaradan oluşan küçük kaya, 1,5 km. uzaklığında İllez Kani, Kaba Öğüt denilen ören yerleri ile Höyük mevkii ve Tilki Kalası bulunmaktadır. Burada çok sayıda mimari taşlara, keramiklere ve sarnıçlara rastlanmıştır. Beş Tepe Mevkiindeki bulunan mağarada, nişlere ve Roma harcına benzer harçla yapılmış kalıntılara rastlanmıştır. Bu bölgede yapılacak arkeolojik araştırmaların, karanlıkta kalmış bazı noktaları aydınlatacağı da açıktır.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Paşa Köprüsü, Köristan (Yaylacık) Köyü'ne 16 km.uzaklıktaki Göksu üzerindeki Vicne Köprüsü ve Altınlı Köprüsü bulunmaktadır.

Kâhta

Kâhta, medeniyetlerin doğuş yeri olan Mezopotamya’ya yakınlığı nedeniyle tarih süreci içerisinde sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir yerleşim merkezidir. M.Ö.VII. yüzyılda Asur, VI.yüzyılda Pers, IV.yüzyılda Makedon ve Seleukos egemenliğinin hüküm sürdüğü görülmektedir. M.Ö. I.yüzyılda bölgede hüküm süren Arsames, günümüze önemli tarihi eserler bırakmıştır. Kommagenelilerin atası olan Arsames, bugünkü Fırat Arsameia’sı olarak bilinen Gerger Kalesi ile Nymhois Arkameia’sının kurucusudur. M.Ö.109’da bağımsızlığına kavuşan, doğu ve batının kültür, sanat ve inançlarının sentezi olan Kommagene Medeniyeti M.S. 72’de Anadolu’da Romalılar tarafından ortadan kaldırılarak Suriye Eyaletine bağlanan son krallık olmuştur.

Kahta, Arap, Ermeni, Artuklular, Haçlı Seferlerini müteakiben Selçuklular, Babiller, Moğollar, Memlükler ve Dulkadiroğuları hakimiyetinde kaldıktan sonra 1516 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı hakimiyetine girerek önce Dulkadirli Emaretine, Kanuni zamanında ise sancak merkezi haline getirilen Samsat’a bağlanarak Zülkadiriye Eyaletine (Maraş) bağlanır.
Kahta 1531 yılında Malatya’ya, 1349 yılında ise Hısn-ı Mansur’a (Adıyaman) bağlanır. 1859 yılında Malatya sancak olunca Kâhta’da diğer kazalar gibi yeniden Malatya’ya bağlanır. Bu durum Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına kadar devam eder.

Kahta Cumhuriyet döneminde Malatya’ya bağlı bir ilçe olarak yapılandırılır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yer değiştirerek eski Kâhta’nın 26 k.m. güneyindeki şimdiki yerine taşınır. İlçemiz 1954 yılında Adıyaman’ın il olması ile birlikte Adıyaman’a bağlanmıştır.

İlçe Merkezinin yerleşim yeri ova üzerindedir. İlçenin kuzey bölgesi dağlık olup, bu bölgede köyler tarım arazisi dışına, yamaçlara kurulmuştur. Güney bölümündeki köyler ise ova içerisindedir.
Kahta; 38-17 doğu boylamı ile 37-45 kuzey enlemi üzerinde yer alır. Denizden yüksekliği 750 metredir. Kuzeyde yüksekliği 2000 metreye ulaşan sıra dağlarla çevrili ilçe 1490 km2’lik yüz ölçüme sahiptir. Adıyaman ilinin 33 km. doğusunda yer alır. İlçe yüzölçümünün -Kahta merkez dahil- yaklaşık üçte ikisi 1. derecede, kalan yaklaşık üçte biri ise 2. derecede deprem bölgesi içindedir.
Kahta ilçesi, doğuda Gerger ilçesi, güney ve güneydoğuda Şanlıurfa ili, güneybatıda Samsat ilçesi, batıda Adıyaman, kuzeyde Sincik ilçesi ve Malatya ili ile çevrilidir. Şu anda ilçenin doğu ve güneydoğu kesimindeki sınırını Atatürk Baraj Gölü meydana getirmektedir.

İlçenin kuzey kesimi dağlık alanlardan meydana gelirken, güney kesimi düzlük alanlardan meydana gelmektedir. Kuzeydeki en yüksek nokta Nemrut Dağıdır (2.206m.), dağlık alanlardan güneye doğru gidildikçe önce plato alanlarına sonra geniş ovalara geçilir. Kahta Antitoros Dağlarının güney eteklerinde başlayıp güneye doğru alçalan ve Harran ovasına doğru uzanan bir arazi yapısına sahiptir. İlçe merkezi düz bir alanda kurulmuştur.

İlçe Adının Kaynağı

Kahta adının nereden geldiği yolunda kaynaklarda pek bilgi olmamakla beraber, tarihte, Orta Asya’da Ötüken ve Karakurum yakınında Kahta isimli bir kentin varlığı göz önüne alınırsa Kahta isminin Orta Asya kökenli bir isim olduğu sonucu çıkarılabilir. “Kahta” isminin Persçede “Dağın Eteği” anlamına geldiği ve Komagenelilerden önce bölgede hakim olan Persler tarafından kullanıldığı , bu adın da eski yerleşim yerinin konumundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Eski ilçe merkezi Eski Kahta’dır ve Nemrut Dağının eteklerinde yer almaktadır.



Samsat


Eski adı Samusata - Sumaysat olan Samsat yörede tarihi en eski olan yerleşim yerlerinden birisidir. Bazı kaynaklardan M.Ö 6000 yılında Orta Asya’dan gelen Türklerden Prohititler tarafından kurulduğu belirtilmektedir. Fırat’ın batı ve doğu kesimleri arasında en elverişli geçit yerinde bulunduğundan Samsat tarih boyunca önem kazanmıştır.

Sümerler zamanında Semizata adı verilen Samsat’ ın demir çağında Hitit Krallığının merkezi olduğu sanılmaktadır. Bölge M.Ö. 708 II. Sargon tarafından zapt edilerek Asur’ a bağlı bir eyalet durumuna gelir.
M.Ö. 605 yılında Babiller’in eline geçer. Daha sonra sırasıyla Medlerin, Perslerin (M.Ö. 553), Mekadonya Krallığının (M.Ö. 333) ve Selevkos’ ların hakimiyeti altına girer.

Samsat M.Ö. 69’da Kommagene Krallığının merkezi olur. Kommagene Kralları Antichos sanıyla anılır. 150 yıllık süre içinde 4 kral tahta geçti. Bunlardan Kral Antichos III’ nün Romalılara yenilgisi üzerine Kommagene Devletinin egemenliği sona erdi. M.S. 72 yılında bir Roma eyaleti haline getirilen Samsat bir ilim merkezi olur.
Ünlü bilgin Lukianus bu dönemde Samsat’ta doğar.

Bu arada birkaç kez Perslerle Romalılar arasında el değiştirir. M.S. 271’de tekrar Romalıların eline geçer. Bu dönemde nüfusu 50.000’i geçer.

Daha sonra Bizans’ın ve sonrada Arapların eline geçer. Samsat’a Hz. Ömer zamanında Şimşat, Şümişat denir. 1085’te Melikşah 1114’de Zenginler 1180’de Selahattin Eyyubi 1203’de Anadolu Selçuklularından Rüknettin süleyman II Samsat’a hakim olur. 1237’de Harzemşahlar tarafından yağma edilen Samsat 1240’da Moğol İmparatoru Hülagü Han tarafından sonrada Dulkadiroğulları tarafından istila edilir.

1392’de Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı devletine bağlanır. 1401’de Timur tarafından tahrip edilir. 1516’da Yavuz Sultan Selim tarafından tekrar Osmanlılara katılır. Osmanlı yönetiminde eski önemini kaybeder ve sancak merkezi olur.

Gittikçe küçülen Samsat, Cumhuriyetin kurulmasıyla bucak merkezi olur, 1960’da ilçe merkezi haline getirilir ve Adıyaman iline bağlanır.

Samsat ilçesi Atatürk Barajı Göl suları altında kalmasından dolayı 05.03.1988 tarihinde eski yerleşim yerinden tahliye edilmiş ve 21.04.1988 tarihli 3433 sayılı kanunla merkezi değiştirilerek bu günkü yerine taşınmış bulunmaktadır.

Günümüzde yapılan arkeolojik araştırma ve kazılarla eski Samsat ve civarında eski dönemlere ait saraylar, su kemerleri, kaleler ve benzeri yapılar, kıymetli eşyalar bulunmuştur. Bu eserlerden bir kısmı Adıyaman müzesinde sergilenmektedir.

İlçe Adıyaman ilinin güney-doğu kesiminde yer almakta olup, yüz ölçümü 338 km2 dir.

Samsat’ın; Batısında Atatürk Baraj Gölü, Kuzeyinde Kahta İlçesi, Doğusunda Atatürk Baraj Gölü, Güneyinde Atatürk Baraj Gölü (karşı kıyıda Şanlıurfa ili Bozova ilçesi) bulunmaktadır.
Yeni Samsat ilçesi Atatürk Baraj gölünün kıyısında üç tarafı baraj gölü ile çevrili bir yarım ada şeklini almıştır. Denizden yüksekliği 610 metredir. İl merkezine uzaklığı 47 km. dır.
İlçe güneye doğru eğimlerle alçalan bir ova görünümündedir. Yazları oldukça sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlıdır. Atatürk Baraj gölü nedeniyle nem oranı artmıştır.


Sincik


İlk çağlarda Sincik’in de içinde bulunduğu Adıyaman ve Kahta yöresinde bir çok devlet egemenliği kurulmuştur. Hititler, Hurriler ve Mitaniler M.Ö. 1600 –1000 yıllarında bu yöreye hükmetmişlerdir. M.Ö. 69 M.S. 72 senelerinde bu yörede kurulan Kommagene Krallığından sonra Sincik ve çevresine Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu daha sonra Selçuklu ve Osmanlı Devleti bu yöreye hakim olmuşlardır. 1954’e kadar Malatya İline bağlı bir nahiye olan Sincik; 1954 ten sonra Adıyaman’ın İl olması ile Kahta İlçesine bağlı bir köy iken 1990 yılında ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Sincik İlçesi Adıyaman İlinin 70 Km kuzey doğusunda yer almaktadır. Kuzeyde Malatya, Kuzey Doğusunda Pütürge, Doğuda Gerger, Güneyinde Kahta, Güney Batısında Adıyaman ve Batıda Çelikhan ile çevrili olup, 1325 metre rakımlıdır. İlçe rakımı güneyden kuzeye doğru artmaktadır. Sincik dağlık ve dağınık araziye sahip olup, Güney Doğu Toros dağlarının güney kesimindeki dağ ve tepelerden oluşmaktadır. Sincik’ in en yüksek dağı kuzeydeki Türk Dağıdır Sincik’te bozkır iklimi özellikleri vardır. İlçede kışlar çok soğuk ve kar yağışlı yazlar ise çok sıcak ve kurak geçer. Yazlar sıcak olmasına rağmen rakım yüksek olduğundan kısmen bir serinlik hakimdir. Sincik’ te Kıran Çayı, Aksu Çayı ve Yarpuzlu (Birimşe) Çayı bulunmaktadır.

Tut

      Tut, Güneydoğu Torosların eteğinde kurulmuş çok eski bir yerleşim merkezidir. Güney ve Batı sınırı Göksu akarsuyu, doğu sınırı ise Şovak suyu ile çevrilidir.

Tut ve çevresinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Kaşlıca ve Sürmen yöresinde Tarihi eserlere rastlanmaktadır. Kurulan deresi yanında Ernişdere adında bir kale, bucağın batısında yer alan Sürmen’ de ev kalıntıları, yatak yerleri ve mezarlar vardır. Ernişdere’de derenin sarp yerlerinde görülen su arkı ile Tut’ tan Kaşlıca’ ya doğru uzanan Gül Harığı yörenin eskiden oldukça kalabalık bir yerleşim birimi olduğunu göstermektedir.
İlçenin Çamlıca Mahallesinde yer alan tarihi Vijne Köprüsü, bugünde ayakta kalan görkemli yapısıyla eski dönemlerin kervan katarlarına Uzun dönem hizmet vermiştir. Göksu üzerinde halen görülmeye değer bir tarihi eser olarak duran bu köprüye benzer iki adet köprünün önceki yıllarda sel ve doğal nedenlerle yıkıldığı bilinmektedir.

Vijne Köprüsünün bir benzeri ise halen hizmet veren tarihi Şebker köprüsüdür. Bu köprü, İlçenin Tepecik Köyü ile Adıyaman’ın merkez Şerefli köyünü birbirine bağlayan yüzyıllarca ayakta kalmayı başaran önemli bir tarihi yapıdır. Şebker köprüsü, Şebker çayının dar ve kayalık bir kısmına oturtulmuştur. Yapılışındaki bu teknik sayesinde köprü, bugüne kadar ayakta kalmayı başarmıştır.

Bugünkü Tut İlçesi’nin 1560 senesine ait Kanuni Sultan Süleyman döneminin tahrir defterindeki kayıtlara göre önemli bir yerleşim birimi olduğu anlaşılıyor. Söz konusu tahrir defterindeki kayıtlarda, Tut yerleşim biriminin Şeyh Abdurrahman Erzincani vakfı olduğu belirtilmektedir.

 

ADIYAMAN KALELER

Yeni Kale

 Adıyaman'a 60 km. uzaklıkta Kocahisar köyü yakınındadır. Kommagene'ler tarafından inşa edilen Yeni Kale, karşısındaki Arsemeia ile birlikte kullanılmıştır. Romalılar ve ardından Memluklular tarafından restore edilen Kale en son 1970'lerde kısmen onarılmıştır. Kale içinde çarşı, cami, zindan, su yolları, güvercinlik kalıntıları ve kitabeler bulunmaktadır. Kale'den Nymphois'e inen su yolu bir tünelle Arsameia'ya başlanmıştır. 80 metreyi bulan bu yolla halen suya ulaşmak mümkündür.

Derik Kalesi

Cendere Köprüsünden sonra Sincik yolu üzerindeki Datgeli köyünün yakınlarındaki 1400 m. rakımda bulunan tepenin üzerine kurulmuştur. M.S. 70'lerde Romalılar tarafından inşa edildiği ve 300'lere kullanıldığı tahmin edilen, içerisinde büyük bir tapınak bulunan bölgenin kutsal alanı kabul edilen kalenin hemen yakınında Kommagene döneminde inşa edilen Temenos kalıntıları bulunmaktadır.

Gerger Kalesi (Fırat Arsameia'sı)

 Adıyaman'ın Kahta İlçesine 85 km. uzaklıkta bulunan, tarihi Geç Hitit dönemine dayanan kale, Fırat nehrinin batı yakasında yer almaktadır. M.Ö. II. yüzyılda Kommageneliler'in atası olan Arsames tarafından kurulmuştur. Sarp kayalar üzerine, Aşağı ve Yukarı Kale olmak üzere iki bölümde inşa edilen Gerger Kalesi'nin batı surlarında Kral Samos'a ait bir kabartma bulunmaktadır. İslami dönemde de kullanılan kale içerisinde cami, dükkanlar ve su sarnıçları bulunmaktadır.

Perre Antik Kenti

 Adıyaman kent merkezine 5 km. uzaklıkta, Kuyucak köyü yolu üzerindeki Pirin köyünde<_script /><_script />ki kalıntılar 200 civarındaki kaya mezarı ve yerleşim yerine sahiptir. Antik çağdan kalan bu nekropol ve çevresi Kommageneliler döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmakla birlikte, asıl Romalılar döneminde gelişmiş bir kenttir. Girişleri kabartmalarla süslenmiş birbirine geçişli içerisinde lahitler yerleştirilmiş kayaların içine oyulmuş mezar odaları şeklinde kalıntılardır.


Besni Kalesi


İlçenin yaklaşık 2 km. güneyinde olan kale, üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili sivri bir tepenin üzerinde kurulmuştur.Kaleye yalnızca güneyden dik bir yamaçtan çıkılması mümkündür.Savunmaya çok elverişli olan Besni Kalesi, mancınıkları ve diğer yapı kalıntılarıyla hala dimdik ayaktadır.Kalenin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 13. y.y.da Memluklerin hakimiyeti zamanında (1923) Besni Kalesi sağlamlaştırılır.

Kalenin ortasında bir kuyu bulunmaktadır.Batı kesiminde bir anıtı andıran karşı karşıya yapılmış iki büyük yapır vardır.Halk arasında Çifte Mancınık adı verilen bu iki mancınık arasında esirlerin asılarak düşmana gösterildiği ve gözdağı verildiği rivayet edilmektedir.

ADIYAMAN KAYA MEZARI VE MAĞRALAR

Haydaran Kaya Mezarları

Adıyaman'ın 17 km. kuzeyinde Taşgedik Köyü sınırları içinde yer alır. Kaya mezarlar ve Güneş Tanrısı Hellias ile Kral Antiochos'un tokalaşma kabartmaları vardır.

Turuş Kaya Mezarları

Adıyaman il merkezine 40 km. uzaklıkta ve Adıyaman-Şanlıurfa karayolunun 1 km. batısında yer alan Turuş Kaya Mezarları Roma Dönemine aittir. Mezarlar zeminden aşağıya doğru ana kaya oyularak yapıldığından mezarların girişine aşağıya doğru inen 10-13 basamaktan sonra ulaşılır. Bazılarının duvar ve kapı girişlerinde çeşitli figürlerde kabartmalar bulunmaktadır.

Dolmenler

Dikilitaşın kuzeyindeki kayalık alanlarda, Aşağı hozişi köyü yakınlarında dolmen tipi mezarlar bulunmaktadır. Sala benzeyen iki büyük kayanın birbirine çatılması ile yapılan bu mezarların Taş Devri insanlarından kaldığı tahmin edilmektedir.

Zey

Adıyaman'a 7 km. mesafede, Zey Köyü yakınında, erken dönem Hıristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Köyde ayrıca Şeyh Abdurrahman Erzincani'ye ait bir türbe ve cami yer alır.

Göksu Mağaraları

Göksu ırmağı boyunca yer alan 40 - 50 m. yükseklikteki sarp kayalıklar üzerinde doğal mağaralar bulunmaktadır. Besni tarafında Kızılin ve Sarıkaya Köyleri ile Adıyaman tarafında Gümüş Kaya ve Mal Pınarı civarında yoğunlaşmıştır.

Palanlı Mağarası 

Adıyaman'ın 10 km. kuzeyinde Adıyaman - Çelikhan - Malatya karayolunun üzerinde Palanlı köyünde yer almaktadır. M.Ö. 40.000 yıllarında kullanılmış doğal bir mağaradır. Duvarında bulunan ve halen fark edilen geyik figürü yalın kontur çizgilerle oluşturulmuştur. Mağaranın yer aldığı derin vadi ise ender bulunur bir doğa parçasıdır.

Kitap Mağarası

Kayaların oyulmasıyla oluşturulmuş (demir Kale 1) adıyla anılan, ikişer katlı erken dönem Hıristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Mağaralara İndere köyü (Zey) içinden yaya olarak gidilmektedir.

Gümüşkaya (Palaş) Mağaraları 

Adıyaman ilinin 40 km. güneybatısında Göksu nehri kenarında aynı adla anılan köyün batısında kayalardan oyma tünel şeklinde birbirleri ile bağlantılı çok sayıda mağaralar yer almaktadır. Tarihte konut olarak kullanılan bu mağaraların M.Ö. 150 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir.

 

www.adiyamankulturturizm.gov.tr



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!